10 Mayıs 2009

Karisik Pizza.!



Bu yazinin bir basligi aslinda yok, konusur gibi yaziyoruz iste.. 45 tane postu birlestirdim bu cikti efendim..

Dün gece Münihdeydim. Uzun zamandir görmedigim dostlarimla görüsmeye gittim, kardesimi de artik yanima aldim ki büyümüs gitmis artik bizimle ayni masaya oturacak konuma gelmis. Her zaman gittigimiz Mocca adinda güzel bir cafeye gittik.. Mocca'nin yukarisinda tanidik bir isim vardi.. Hamit Altintop. Ben arkadaslara bakinirken yanimdaki masadaydi. Hemen gittim, sadece tek bir koruma vardi ama biz onunla muhabbete baslamistik bile.. Sonrasinda Fotograf dedim.. Borges dedi, simdi burdan kalkarsam seninle ayakta bir foto cektirirsem bütün bu insanlarin hepsi siraya gececek, yemek filan da hikaye olacak.. Su yemek bitsin, cikista olmazsa yapalim bir seyler.. Baktim ki anlasilir bir durumu var, sagolasin dedim bizimkilerde asagiya gelmis zaten.. Baska bir zamana kalsin deyip arkadaslarimin yanina döndüm ve gece öyle bir ilerledi ki Hamiti filan unuttuk biz yukarida.. Ama yaklasimi, nezaketi görülmeye degerdi..

Simdi beni basin olarak düsünün. Yukaridaki muhabbet gercektir ama ben size onu nasil anlatiyorum, mesele daha cok budur. Su hikaye yasanilip bitmis olsa da benim bakis acima göre suradan istedigim sonucu okuyucu gözünde yaratirim. Siz Hamit'i iyi ya da kötü olarak bilebilirsiniz. Satürn(Mediamarkt in kardesi) magazasinda Lucio ile olan cok güzel bir muhabbeti eklerim fotodan da ileri gecen Hamiti baska yani kötü gösteririm ya da Sifo Mehmet ile cocuklugumun yasadigi kötü bir tecrübe vardir.. Besiktas bana 100 km olan Hof'a Nürnberg ile arkadaslik macina geldikleri zamanda.. Uzun sacli zarate zamanlari.. O zamani kiyasa sokariz isler degisir. Ben Basinim, canim nasil isterse gercegi o sekilde egip bükerim. Anlattiklarimin hepsinin gercek olmasi aynen Mehmet Demirkol'un tamamen dogru analizlerle isi ele almasi gibi sonucu istedigim sekilde ve belirli bir hedef dogrultusunda belirledigim gercegini degistirmiyor.. Ayni zamanda surada dogan iliski nedeniyle Hamit'i hicbir sekilde elestirmem ve istedigim zaman onu her türlü korurum gerekirse.. Belirleyicidir ve bunlar türk futbolunda önemlidir. Bu yüzden bu ülkede Fenerbahce,Galatasaray,Besiktas medyasi diye ayrilir ve bu cok önemlidir. Arada tuhafliklar olursa da karsit takimli futbolcularla kurulan iliskiden kaynaklidir daha cok..Zira her sey niyetinize göre yargilanir ki dogrusu da budur. Niyetini bildiginiz bir adamin yaptigi haber/analiz/yorum baskadir.. Bazen rakip takimin teknik adamini övmek, on numarasina karsilik gelecek bir adami piyasaya baska sunmak ya da iste cok güzel bir örnek vardir Mehmet Demirkol özelinde: Emre Belözoglu ve Cassio Lincoln.



(Beni affetsin, basinda gördügüm ve bu konunun üzerine örnek teskil edebilecek insan Mehmet Demirkol oldugu icin burada konu edilmistir yoksa okunacak dört-bes yazardan birisidir o cok baska..)


Biraz zamani geri alalim.. Macaristan maci önces.. Mehmet Demirkol'ün bütün elestirileri nedense Milli takimdaki Galatasarayli veyahut Galatasaray kökenli oyuncular ve hatta teknik direktör olmasindan dolayi icimize kurt düstü. Hakan Sükür gecmisi ne olursa olsun sürekli elestiriliyor, Emre Belozoglu, Fatih Terim keza.. Inanilmaz ama.. Avrupa Sampiyonasinda ya da Emre'yi o zaman deli gibi elestirdigi Malta macinda hicbir sekilde oynamayan Tuncay Sanli'ya tek bir elestiri getirmez ama mevzubahis Galatasarayli bir oyuncu oldugu vakit isler inanilmaz degisiyordu.. Deliren Tuncay degil de Emre olmustur ki o dönem aslinda performans olarak cok da kötü degildi, bunu kimse görmedi. Bilincli bir saptirma söz konusuydu. Bu yani Demirkol yazilarini okurken bunu hissediyorum. Ugur Meleke, Altan Tanrikulu ya da Ömer Üründül gibi cok yazar var, Galatasarayli degildir ama böyle bir his vermedi onlar bana. Aslinda bu niyete dair daha bes yüz tane ayrinti vardir.. Satir arasi calisir ve cok sinsidir bana göre.. Bu gercege etkisi bu denli belirleyici oldugu vakit maalasef gözünüzü kapayamazsiniz, gecen Milliyetteki haberini gördüm koca bir Spor sayfasi resimlerle Bülent Korkmaz lehine kamuoyu yaratma sevdasina harcanmis ki bunlar önemlidir.. Bunlarin cikardigi ses dogrultusunda yönetiliyoruz biz, ne yaptigini bilen bir Galatasaray yönetimi olmadigi icin basinin cikardigi ses cok daha önemli oluyor. Misal ben Mehmet Demirkol'den ne kadar basarisiz olursa olsun Bülent Korkmaz savunmasi bekliyordum.. Ya da Hasan Sas'in basit bir röportajina Stadyum programinda öyle bir anlam yükler ki süper fanatik olmaniz gerekir o basit söylemden böylesi kötü niyetli anlam cikarmak icin.. Yuh dedim milyon kez ve bunun cok azini disariya vurduk.. Keza Yaser'in kötü performansi yerine konu Lincoln'ün asagida videosunun oldugu No-look pasi olur, nasil bakar ve nasil göstermek isterseniz..

Henüz Galatasarayli oyuncu olarak anilirken Emre'yi hedef tahtasi haline getirdi. Sürekli ama sürekli elestiriyordu ki ülke basini da üzerine gitti bu sayede..

Önce Emre ve Yildiray gibi iki sakat futbolcunun üzerine milli takimin iskeletini kurmanin ne kadar anlamsiz olduguna degindi. Ne kadar dogru bir analiz degil mi ? Mesele bu, bakis acisidir, nerden baktiginiza göre her sey degisir. O macta sorgulanmasi gereken Tuncay Sanli'nin futboludur ama yine "dogru analizlerle" konuyu baska yere kaydirabilirsiniz.. Basin size istedigi yerden baktirip istedigi sonucu alir. Siz Hamit'in masasinda yoktunuz ve ben nasil anlatirsam odur gercek.. Bu yüzden yazarin ne kadar akilli bir sekilde o yere oynadiginin önemi yok.. niyeti nedir, bunu ülkede sürekli sorgulamaniz gerekir, nedir bu adamin niyeti ?



Sonra Emre güzel bir mac cikarip arkasindan basina o malum hareketi de yapinca Demirkol basladi Emre analizlerine.. Yahu bir olur, iki olur da az daha idam sehpasini koyup idam edeceklerdi Emre'yi. Biz o dönemde sözlükte savunuyoruz, bugün de savunuyorum. Bir hata olsa da bu denli yüklenme olamaz. Cantona'ya bakin dedim, neler neler yapmis ingiliz futbolunun en sevilen ismi olmus. Gascoigne'i isaret ettik.. ingiliz milli takimiyla yaptiklarina.. Effenberg basina degil kendi seyircisine orta parmagini digerlerinden ayirip göstermis.. Vesairesi coktur. Sucu vardir ama futbolun icerisinde olabilir bu gibi durumlar.. Ama Demirkol durmuyor, vuruyor da vuruyor.. Emre'nin babasi aciklama yapiyor, cocugumun yüzünde sivilceler cikti, birakin artik diyor.. Ama Demirkol ve basin durmuyor.. oha diyoruz yeter diyoruz kimse durmuyor.. Emre o zaman Galatasaray kökenli olarak biliniyor ve Demirkol ile bir cay icmemistir. Biz Eksi Sözlükte yazsak da sesimiz 500 kisiye ancak ulasiyor.. Yine de yaziyoruz, Cantona diyoruz..

Gecen hafta Spor Servisinde Fuat Akdag, Emre hakkinda bir doktorun psikolojik sorunu var mealinden aciklamasinin gectigi haberi masaya tasidiginda ise Demirkol cildiriyor.. Emre'sine saldirilmistir cünkü. bir doktor bunu nasil yapar diyor, hangi hakla.. Doktorlugu sorgulaniyor, Etik acidan bakiliyor ve Emre'ye söz gelgidinde ise zamaninda "dur saldirma be adam artik Emre"ye" dedigimiz yazar söyle diyor..

"Emre öyle.. yani öyle o. Ben onu o sekilde kabul ettim. Cantona da öyle.. Seyirciye tekme atiyor o da"

Degisime bakar misiniz ? Bu her olayda böyledir. Mesele basinin size onu nasil göstermek istedigidir. Emre ile demirkol görüsmüstür ve Fenerbahce ile ilgili cok iyi bilgileri de bu sekilde aliyor belki. Ayni durum Galatasaray kadrosunda da söz konusu ki olaylar cikmadan önce "Lincoln sevilmiyor, lincoln sevilmiyor" geyigi hep buradan gelir.. Velhasil ne olmussa olmus birden cirkefligin adi Cantonacilik olmustur.. "o öyle".. Cantona'dir Emre.. Lincoln ise ne kadar sorun varsa onun bire bir acilimidir Demirkol ve her yerde.

Önceki söyledikleri ne kadar mantikli geliyorsa okura bu da aslinda o kadar mantikli. Ortada duran bir Emre,Lincoln ve olaylar serisi var.. Yazar, basin buna nasil bakarsa halk da o sekilde bakiyor.. Iki mantikli cümle üst üste kuruldugu vakit idam sehpasini hemen hazirliyoruz.. Emre'nin o dönem hirpalanmasinin ve bu dönem yaptigi tüm kavgalara ragmen cok da sorun edilmemesinin nedenlerinden birisi Basin ve Mehmet Demirkol'dur. Demirkol veya x yazari , önemli degil ama basinin yönlendirmesi konusuna cok cok iyi bir örnektir.. Yanlis anlamayin, ben Emre'yi bugün de savunuyorum. O bu sekilde de olsa liderlik etmesi ve eksik olan ruhun giderilmesi adina transfer edilmistir. tam da bu yüzden transfer edilmis ve Brezilyalilarin takima etki eden rahatligini gerekirse kavgayla delinmesi gerektigine inanmistir ki dogru bir hamledir totalde Emre ve hareketleri de bir degisimin göstergesidir ama ben iki yil önce de bu sekilde bakiyordum ve Demirkol cok cok cok cok baska bakar idi.. Keza Lincoln'ün bloglarin disinda bir yerde sahiplenilmemesinin nedeni de budur. Onun disiplin acisindan bes kat beteri bir adam yani Diego 25 milyon euro'ya transfer oluyor.. Inanin size burada sadece bu sene Diego'nun yaptiklarini saysam Lincoln süper bir karakteri varmis dersiniz.. Baska acidan basinin gücü adina sunu da eklemeliyim..





Lincoln hep problemli bir insan olarak lanse edildi. Peki söyle bir geriye dönüp Schalkede yaptiklarina baktiginiz vakit ne tür problemler cikarmis biliyor musunuz ? Ridvan Dilmen, Mehmet Demirkol ve daha pek cok yazar-cizer gönderildi diyor.. Problemli diyor,kariyeri düsüste filan. Kewell, gönderilmistir Liverpool'dan. Baros, Lyon'dan gönderilmistir. yalniz Lincoln'de ve hatta aslinda Meira'da durum tersidir. O puan puana gidilen bir yarista gereksiz yere gördügü kirmizi kart ile 5 mac ceza almistir hatta mesut özil de forma giymeye baslamistir onun yoklugunda.. Simdi onun yoklugu Sampiyonlugun kacisi ile esanlamli ise bir takim Lincoln'ü gönderebilir mi ? Aradan gecen bilmem kac yila ragmen bir takimda hala Lincoln'ün gönderilmesi tartisma konusu olabilir mi ? Bu kirmizi kartin disinda Lincoln'ün yasadigi disiplin problemi nedir deseniz kim size neyi aciklayacaktir ? Yoktur abi.. Yoktur. Ama bugün 25 milyon euro'ya transfer olan Diego'nun disiplinsizliklerini anlatsam surdan misira yol olur.. Bayern'e transfer oldugu söylenilen muhtesem sag bek Rafinha'nin yaptiklarini yazsam oha dersiniz.. Keza Demirkola göre "ne var Emre öyle, kabul edin" iyi de sen Lincoln'ün kabul görmemesi icin neden caba sarfediyorsun ki ? Lincoln ne yapmistir Schalke döneminde ki izinsiz ülkeye gidip gelmeleri artik Brezilyalilar konu oldugunda problem olarak dahi kimse görmüyor.. Lincoln sezon basi bir hafta gec kaldigi icin o dönem kötü mü oynamistir yoksa hayatinin en iyi sezonunu mu gecirmistir asist-gol olarak ? Üstelik Klube binlerce euro ceza ödemis filan. Rafinha kendisine kesilen cezayi da ödemez, simdiden söyleyeyim ben. Nedir ki bu ? Adamlar bunun bilincinde Brezilyalidir diye sallamiyor cok fazla.. Bunun disinda Schalke'de ne yapmis.. Ki Demirkol-Ridvan gibi adamlar Mesut Özil'i izlememisler, Schalke-bremen kimdir bilmezler ama yorumlara gelince Saftig-Skibbe,Lincoln söyle diye susmazlar.. susmadilar ve Galatasarayin en önemli zaman diliminde Lincolnsuzluga giden yoluda bu sekilde acmis oldular maalasef.. Bir Sampiyonlar Ligi kaybi esittir 20 milyon euro arti adam gibi transfer, karizma ve büyümektir bir klup icin.. Futbolcular bu basini okuyor ve gruplasmanin bir diger nedeni hep bu yorumlardir.. Adam gibi Galatasarayli yorumcu eksikligidir baska acidan..

Ben neden deliriyorum ? Simdi ben burada Galatasarayin anlasti dedigi oyuncu olan Andreas Beck'i izliyorum ki onunla ilgili bir post da vardir burada. Ülkemizde avrupa futbolu diye basimizin etini yiyen ve oyuncularin hayati konusunda etkili olan spor adamlarinin bu is meslegi olmasina ragmen misal eminim ki Beck kimdir bilmezler.. gecmisinde ne yapmistir kimse izlememistir. Mehmet Demirkol Mesut Özil'i dahi izlemeden onun tartismasinin yapildigi programda konusabiliyor, Ridvan Dilmen barcayi ömrü boyunca izlememis olacak ki forvetlerin arkadaki dörtlünün arasini acmak icin kenarlara bilincli bir sekilde kaydirildigindan bihaber "etoo diyor.. neden kenarda sürekli oysa iceri gecse süper olacak" diyor.. ya da cok sey.. Izlemiyorlar, bilmiyorlar ama her iki kelimenin birisi de Avrupa Futbolu.. Burada yakindan izleyen insanlar da gecmisini de konu eden bu adamlarin yalanlarina, dolanlarina, isbilmezliklerine deliriyor.. Ya da niyetlerini daha iyi görebiliyoruz. Ifrit oluyorum. Bayern alacakti Lincoln'ü diyoruz inandiramiyoruz insanlara ama bugün Magath haberlerinin altinda bu bilgi geciyor.. Lincoln bugün Barcelonaya transfer olmus Hleb'den daha iyiydi, daha iyi bir yildizdi Bundesligada derken bu insanlar cok baska seyler konusuyor.. Haliyle hepsi de bu sezon cuvallayinca kimse "yanildim, bilmiyordum" demiyor.. biz zaten karakterini sey etmistik diye geciniyorlar.. Ki yüzsüzlük de cok baska bir durum belirtisi. Degisen bir sey olmayacak, hazirlik macinda iki mac seyrettikleri Beck hakkinda atip tutacaklar.. Sonra yanildim diyemecekleri icin tüm sezon oyuncuya burasini cehennem edecekler.. bu yüzden yaziyoruz yoksa Lincoln olayi bitmis, gecmistir.. ama tehlike maalasef hala oradadir. Oysa Hoffenheim tüm avrupaya konu oldu, ac iki macini izle, milli takima verdigi iki oyuncusuna göz at... Bizim gibi Abitur yapmis midir diye yakindan bakma da oyununa biraz bak.. Sonra belki daha az sacmalarsin ?

Lincoln oynuyor, oynadigi vakit fark yaratiyor, Galatasaray yeniyor, zaferlere kosuyor ve onu koruyabilecek tek bir Galatasarayli yazar yoktu meydanda ve bugün olusan durumun en büyük sorumlulularindan birisi de Galatasarayli basinin etkisizligidir. Pek cogu gecen sene söyledigi sözleri geri alamadigi, yanildigini kabul etmek istemedigi icin hep Lincoln'e inatla kötü bakmistir.. Mehmet Demirkol'ün etkiliginde bir Galatasarayli spor yazari maalasef yoktur. 90 Dakika Programinda Mehmet Yakup Yilmaz yine Fenerbahceli olarak Hincal Uluc ve gercekten de futbolla iliskisi cok da olmayan Hasmet Babaogluna Lincoln dersi verebielcek tek yazar olarak kalmistir.. Bir Fenerbahceli adam gerekirse Hincali dahi susturmustur.. Hadi len demistir, tek basina bir devreyi götürdü, oynadi mi fark yaratiyor takimda.. Bir tek bu adam, baska da yoktur.. Iste budur Galatasarayin sorunu. Bugün Polat yönetimini analiz edip dogru bir sekilde ortaya serecek Galatasarayli basindan tek bir insan yoktur.. Bu meydan boslugunda Fenerbahceli bir adam cikiyor kendi kisisel keyfi-nefreti ugruna yarim yamalak bir yönetim analizi ile Lincolnü yedek birakarak Galatasarayi sampiyonlar liginden etmis Bülent Korkmazi sahipleniyor..

Bir tam sayfaya iki gün boyunca Mehmet Demirkol neden Polat yönetimi elestirisi ve Bülent Korkmaz sahiplenmesi gerceklestiriyor ?Neden sahipleniyor Demirkol Bülent Korkmazi? Niyeti nedir..? Abi Galatasaray sana uysaydi sezon basi Lincoln'ü yedek birakacakti ama allahtan uymadi ki böyle bir performans sergiledi. Keza birileri sana uydu simdi Schuster onun yerini alacak, bu yüzden mi bir savunma yoksa sadece Futbolseverliginden midir ? iyi de futbolseverin görebilecegi bir "futbol" olmadi. Hadi bizim gibi genc teknik adam sevdalisi desek, adam Skibbe'nin ikinci macinda Saftig dedi, anlamadigi bilmedigi bir adamin üzerine abuk subuk kahvehane yorumlariyla gitti, güvensizligi yaratti ki yönetim kadar olmasa da teknik adami islevsizlestiren onlarca kalemden birisidir.. Hiddinkler gelmez der iken Hiddinkleri de kovusturan adamlardan olduklarini görmezler..

Neden Milliyet gibi önemli bir gazeteden tam sayfa Bülent Korkmaz kovulmasin niyetiyle yazilar yaziliyor ? Gercekten köküne kadar Fenerbahceli bir adam Galatasarayin gelecegi adina mi endiseleniyor ?Avrupa futbolundan dem vuruyor Demirkol, hani oyunun iki yönü geyigi ve on numarasiz futbol diyor ama nerden baksan yirmi yil önceki doldur bosaltlari takima getiren ve en azindan su zamana kadar pek de modern ve avcrupali olmayan Bülent Korkmaz futbolunu savunuyor ? Celiski yok mudur sizce de ? Düne kadar elestirdigi kaos futboluna "evet kalsin devam etsin" derken gercek anlamda modern bir futbol oynatan Skibbe'yi birakin tam sayfayi yarim agizla dahi koruyamamistir.. Emre konusunda böyle dönüsümü sergiler, Avrupadan bihaber olup Avrupa Futboluna dair söylemler gerceklestirir ve Bülent Korkmaz'in futbolunu savunur ?

Bir Fenerbahceli Spor yazari.. Spor servisi var haftanin dört günü.. Stadyum da her hafta bir kere.. Milliyet'de de haftada üc yazi desen.. Seyredilme ve okunma oraniyla benim takimim icin inanilmaz önemli ve etkili bir spor adamidir.. Yalniz bu etkililik de Galatasaray medyasinin boslugundan kaynaklaniyor.. Niyeti bellidir.Skibbe'ye tanimadan salla, Korkmaz'i hicbir basari göstermemesine ragmen savun, Emre Belozoglunu cantona yap, o sekilde kabul et, Lincoln al da at dercesine üstelik her futbolseverin hoslanacagi o No-Look pasi attigi icin suclu göstermek adina elinden geleni yap ki Hakan Sükür zoraki destegi dahi veremedi programda.. Yuh cunkü.. Yaser golü o yüzden atamamis.. Lincoln cunku arkaya bakmis.. hakkaten yuh.. Hakan Sükür .icinden dedi o yuhu, gördü insanlar

video


Avrupa Futbolu agizda sakiz ama top sektirdigi icin linc edin kampanyasina destek verin.. Böyle bir nefret, bu nefret dolayinda bir acilimlar olamaz yahu.. Simdi Emre'nin aldigi paraya, oynadigi futbola, bonservisine verilenlere ve Fenerbahceyi kacinci yaptigina bakin.. Oyunculari tehtit etmesine, saha icerisindeki kavgalarina, rakip oyuncuya yaptiklarina,Sabri-Emre dalasmalarina ve daha kacinci macinda takimda kaptan olmasina.. Bir de problemli oyuncu Lincoln.. Yahu bakin bakin ve Mehmet Demirkol'ün ve hatta tüm basinin ardindan Lincoln'e bakisina bir de.. Ama bu Demirkol ile sinirli kalmiyor, Galatasatay bir oyuncusunu neden bu sekilde yem ettiriyor.. Sorun budur. Büyük bir sorundur ve ne zaman Galatasaray basini adam gibi okunabilir insanlari mansetlere tasiyacak o zaman kurtulus receteleri cok daha dogru bir sekilde yazilacaktir.. Geretsler gidiyor, Lincolnler gönderilecektir.. Bunun da birincil nedeni basindir.. Galatasaray bir dönem cok daha kariyersiz hocalarinin arkasinda basina ragmen durarak kimi basarilarini kazandigini unuttuk biz.. Basin ne derse Polat yönetimi onu yapiyor ve kimsenin yeri garanti degil maalasef..


Demirkol bir yere kadar hakli bir elestiri getirmistir Polat yönetimine lakin tek amaci Korkmaz'in kovulmamasi oldugu icin daha da ileri gidememistir maalasef.. Zaten neden gitsin ?

Polat yönetimi Demirkol'ün dedigi gibi secme kabiliyeti olmamasindan dolayi beceriksiz degildir aksine cok iyi adamlari teknik adam olarak takimin basina getirmistir buna Bülent Korkmaz dahildir. Keza oyuncu konusunda da inanilmaz bir basari vardir ve bu yönetim bu acidan isbilir durumdadir. Yalniz bu Galatasaray yönetimi teknik adamlar icin olabilecek en kötü kosullari yaratmak adina varini yogunu ortaya koymustur mesele secmek degil o insanlarin basarili olmasini istemeyecek sekilde hareket etmesidir. Gerets örnegi cok iyi anlatir belki de..

Erik Gerets, yükseliste olan bir teknik adamdir. Wolfsburg'da iken baslamis Galatasaray ile devam etmistir ve Marsilyada da Avrupa pazarina cikmistir ki Bayern dahi alabilirdi Van Gaal olmasaydi.. Yalniz bu teknik adamin inise gectigi tek zaman dilimi Özhan Canaydin'in yönetime veda etmeden son sene icerisinde isleri tamamen Adnan Polat'a devretmesi dönemine denk düser.. Zira Polat yönetimi altinda herhangi bir teknik adam inanin basarili olamaz.. Ivme sürekli yükselir iken inise gectigi vakit Polat'in söz sahibi oldugu zamandir ki diyorum benim kadar Adnan Polat'in basarili olmasini isteyecek adam yoktur o cok baska.. Ama gercek de bu. Basarisiz, teknik adamlara cok kötü kosullari hazirliyor ve sorumlulari da genelde o rezil kosullarda teknik adamlik yapan teknik direktörler oluyor, onu da anlamiyorum ben.. Galatasarayli akli calisan kalem eksikligi de bu sorunlari görünmez kiliyor, is Fenerbahceli Mehmet Demirkol'ün nefretinden dogan analizlerine kaliyor.. Ki onun kadar dahi dogru bir acilim getiremiyor bu Galatasarayli basin..

Temelde sorun teknik adama güven de degildir sadece. Feldkamp'a Adnan Polat'in güveni sonsuzdu. O dahi istifa etmek durumunda kaldi ve hakliydi.. Ben dahil hepimiz Feldkamp'a yüklendik ama o zaman varolan soruna kimse odaklanmadi. O sorun geldi Skibbe'yi yedi ve yakin bir zamanda Bülent Korkmazi ya da yerine gelecek teknik adami da yiyecektir ve bunlar olur iken bizler inatla teknik adamlarin kapasitesinden bahsediyor olacagiz.. Bu yönetimin altinda kim teknik adam olursa olsun futbolcularin hepsinin birer yönetici agabeyisi vardir ve aslolan odur, teknik adam degildir. Feldkamp benden gizli yönetim toplantilar yaptigi icin istifa ediyorum demisti ki bugün dahi devam eder.. Galatasarayli yöneticilerin ismini neden sürekli futbolcularla ilgili konuda duyuyorum.. Lincoln ona küsmüs, Arda ona selam vermemis.. Adnan Sezgin neden bu kadar isin icerisindedir.. Is böyle oldugu vakit teknik adam nasil söz gecirsin.. Gruplasmamanin olmamasi mümkün müdür ? Iste basin burada yine devreye giriyor.. Futbolcular Lincoln'ü sevmiyor.. Iyi de Matthaus ve Klinsmann birbirlerinden nefret ederlerdi.. Matthaus, Klinsmann'in 15 gol atamayacagina bilmem kac bin euro yatirip iddiaya girmis adamdir, günlüklerinde acikladigi nefretin haddi hesabi yoktur.. Ama Demirkol'ün niyeti bellidir ve her olayda oldugu gibi bunu da kendi capinda istedigi görüntüyü vermek adina kullanir.. Ya da bu bilgileri aldigi oyuncunun gözünden Galatasarayi degerlendiriyor, orasini bilemiyoruz ama cok da elestirmiyoruz zira Fenerbahcelidir cunku.. De Galatasaraylilar nerede ? Blog yazarlarinin artik daha cok okuyucu kitlesine ulasmasi degil basin icerisinde Aceto Balsamico gibi daha islevsel konuma gelmelidir, NTV'de yayimlanan "Yensen de yenilsen de " programinda söylenilenler daha cok yerde ve daha sesli bir sekilde söylenmelidir.. Cok müthis elestiriler geldi o programda.. Onlar daha sesli bir sekilde duyurulamaz ise isimiz gercekten cok zor.. Teknik adamin olmadigi yerde oyuncular konusur.. Sen Magath'in oldugu yerde gruplasmadan bahsedemezsin. Ancak teknik adamin kovulacagi dönemde cikar futbolcular kendi görüslerini takima yansitirlar..




Simdi örnek iki: Adnan Polat diyor ki.. Skibbe disiplini saglayamadigi icin kovuldu, bu konuda gec kaldik.

Skibbe kalsaydi su durumdan daha kötü olabilir miydi ? Lig altincisi filan mi olacaktik o futbolla..

Kendinizi lütfen Skibbe'nin yerine koyun. Yardimcilarinizi görevden almis, sizi oyuncularinin önünde "gurursuz" bir insan yapmis daha da kötüsü oyuncularin gözünde siz bugün var yarin yoksunuz.. Daha da kötüsü oyuncular size acidigindan artik galibiyet sonrasi gelip sizin elinizi kaldirmis ve bu sevgi ile ayakta kaliyorsunuz.. Sizin bu oyunculara ceza verme, cezalandirma, kizma-bagirma hakkiniz var midir? Disiplin saglayabilir misiniz ? Arda Turan hata yapsa onu kadro disi birakabilir misiniz ? Yahu onun destegi ile ayaktasiniz zaten.. Peki bu durumda Arda Turan'in teknik adamdan beklentisi nedir ? Bu beklenti bir hayal kirikligina dönüsebilir mi ? Bir gruplasmanin yolu bu sekilde acilmis olamaz mi ? Bu kosullarda bir teknik adam disiplin saglayabilir mi ? Saglayamadigi icin suc nasil teknik adamin olabilir ve yönetimin her kademesinin futbola el atmasinin absürdlügünü de ekleyin.. Belki üclü defans dahi kesemedigi oyuncusunun yarattigi kaosun bir parcasidir, kim neyi biliyor ki ? Feldkamp gibi kati disiplinli ve prensip sahibi adami dahi istifa ettirmistir bu yönetim.. Bütün yöneticiler teknik direktör, takima teknik adamin etkisi yok.. Bu yönetime dahil olan her insanin futbolcularla telefonla dahi görüsmesini yasaklayacaksiniz ki biraz olsun düzgün kosullara sahip bir futbol ortami olsun teknik adam icin... Sadece bu yüzden Van Gaal'i cok istemisimdir ama Bayern aldi maaalasef..



Welt Gazetesi gecenlerde türkiyede calismmis teknik adamlarin yasadigi garip olaylara el atmisti.. bursaspor'da calisan alman abi anlatiyor: Yönetimde bulunan her adamin transfer ettirdigi bir oyuncu vardi ve hepsi tek tek gelip o oyuncunun oynatilmasi icin baski yapiyordu bana.. Ben de caresiz hepsini oynatiyordum ki oynatmadigim zaman bu baski sonucu eller silahlara bile gidiyordu diyor.. Galatasaraydaki durum da bundan farksiz.. Lincoln'cüler var, Kewell'ciler var, Arda'cilar var, Hasan Sas'cilar var.. Hepsinin arkasini yasladigi bir abi var ve bu abinin söyledikleri teknik adamdan cok daha etkilidir.. Keza ben de futbolcu olsam her an gidecek gibi duran Skibbe- Korkmaz'a degil de bir yöneticiye sirtimi dayardim.. Polat yönetimi teknik adamidir Galatasarayin.. Mesele budur, teknik adamin da islevi yoktur. Daha rahat takimla beraber calisma yapmak icin Teknik direktörü her an kovulacak konuma getiriyorlar ki sorun cikmasin, istedigimizi daha hizli bir sekilde gerceklestirsin .. Baska türlü bir yönetim kendi takimina liderlik edecek teknik adamin arkasindan bu kadar is ceviremez.. Herkes Feldkamp degil ki istifa etsin ki Skibbe,Korkmaz Galatasarayla beraber büyümeyi hedefleyen hocalardir.. Gerets,Skibbe ya da Korkmaz. Sorun Polat yönetimidir ve bu kosulllarda mümkün degil bir basari gelsin..

Galatasaray teknik direktörsüz iken Sampiyon oldugu vakit gercekten de bunu cok önce gören Mehmet Demirkol'un öngörüsü gerceklesmistir. Bu konuda da tebrik ediyorum, cok saglam bir analiz yapmis o dönemde. Yalniz zihniyet Sampiyonluk öncesi de yönetimde var idi. Bu teknikdirektörcü yönetim anlayisi zaten Feldkamp'in istifasinin nedenidir. Sampiyonluk sonrasi artik o zihniyet o kadar güclü oldu ki teknik adamin önemi kalmadi. Baska türlü Skibbe hamlesini yapan bir yönetimin sezon sonuna kadar o teknik adamin arkasinda durmasi gerekiyordu. Temelde iyi bir sey yaptiklari sanrisi ile hareket etseler de basarisizligi en azindan kabul etmeyip teknik adamlara yükleyerek cok buyuk zarar verdiler hem takima hem de o insanlara.. Futbol macini seyreden futbolsever hemen her seyin nedenini oyuncu degisikliklerinden kaynaklandigini düsünüp teknik adama yüklenmislerdir.. Oysa o oyuncu degisikliklerin arkasinda dahi onu belirleyen teknik adamdan bagimsiz cok baska kosullar yatar.. Bülent Korkmaz'a basta ben dahil hemen herkes kizmis, bagirmistir ama ona dahi bugün tüm sucu yüklemek cok da olagan degil. Polat yönetiminin oldugu yerde icisleri cok karisiktir ve teknik adam cogunlukla eli-kolu bagli sekilde hareket eder. Bülent Korkmaz, Lincoln'e tavir aldi belki istemedi ama almak durumunda kaldi. Zira oyuncular Skibbe'yi gönderdi.. Lincoln'ü kayiriyor diye.. Düsünün siz durumun vehametini. Korkmaz eger kayirmiyor görüntüsü cizmeseydi ayni oyuncular Korkmazi iki macta da belki gönderecekti. Yönetimin sagi solu belli degil, prensip-ilke denen seyler ugramiyor bizim köye ve her an her sey olabilir. Skibbe'yi alan zihniyet bilincli bir atilimi gerceklestirecek olsaydi bu seneyi cöpe atar ve sene icerisinde oynanan futboldan gelecege dogru kendisine yön cizerdi. Daha ücüncü macta bitirdiler Skibbe'nin isini.. Gerets de keza.. Korkmaz'a da bu sorunlar yumagi kaldi ki onlar kararlari almak durumunda kaldi. Hicbir teknik adam kendisi gelesiye kadar tüm takimin ofans yükünün bel kemigi durumunda olan adama tavir almaz. Emre, gecenlerde cikarken Aragones'i az daha dövecekti.. Aragones, cocuguymus gibi yaklasti, sevdi.. Simdi sevgili Demirkol, bir kiyas da burada yapsak ? Emre-Lincoln, Aragones-Korkmaz.. Ki Lincoln mevzusu olmasaydi ayni tepkiyi Kewell,Baros da verecekti zaten..



Eger böyle bir yönetim olmamis olsaydi bugün ben Bülent Korkmaz'in bir yil daha takimda kalmasini isterdim. Etik olarak dogrusu budur isin. Burada bir kazanim cok da kolay degil lakin olursa eger meyvesi uzun yillarca yenebilecek konumdadir. Bu sorunlar ve yönetim altinda caylaklik etmis olabilir yine de bu Bülent Korkmaz'in degerini belirlemiyor.. Son iki macta oynattigi futbol fena degildir, zaman verilirse kesinlikle bugün cizdigi görüntünün cok daha güzelini gerceklestirebilecektir. Genctir, azimlidir, oyunculariyla mac sonrasi sevincini gördüm, oynattigi futbolu da.. Fena degildir bana göre.Cok kötü kosullarda takimin basina gecti. Takimdaki gruplasmanin nedeni Bülent Korkmaz degildir.. Yönetimdir. O bunu sadece belki de oyuncularin gücünden korkup yönetememistir, sorunu büyütmüstür. Peki gruplasma nasil olur ? Ancak teknik adamin gidecegine olan inancin varsa yavas yavas onu gönderme hevesine düsersin. Dediklerini yapmazsin ve yaptiklarini sürekli elestirirsin.. Koltugu sallantida olan adam Magath olsa otoritesi bellidir, yoktur yani. Lincoln kayriliyormus diye bir grup cikmis. Cikar.. Galatasaray takiminda herkesin beklentisi Skibbe döneminde teknik adamdan cok fazlaydi.. cunku onu ayakta tutan onlardir.. "bizim sayemizde kaliyorsun ama sen su oyuncuyu kayiriyorsun.." oysa Skibbe sadece Lincoln'ün dilinden anliyordu.. Diego gelseydi iki kafa cakmisti kendisine biraz cikisan adama.. Takimin yildizi Bremende Diegodur, oynamadigi zaman takim galip gelemiyorsa o oyuncu kraldir.. Bu dünyanin her yerinde böyledir. Bremende de öyledir olursa Juventus takiminda da ayni sekilde.. Lincolnsuz kazanabilseydiniz "hadi len" deme hakkina sahiptiniz ve fakat onun yoklugunda yoklari oynadi takim.. Eskisehir'e iki macta da lincolnsuz cikip fark yiyorsunuz.. On kisi yenemiyorsunuz.. Oynamadigi maclarda durum yüzde doksan degisiyor. 21 asist yapiyor ligin bitimine haftalar kala, rakip takimin kurt teknik adami Martin Jol "o cikinca biz turun gelecegine inandik" diyor ama benim ülkemdeki spor basini sorunlu futbolcudan baska bir acilimi Lincoln icin yok.. Benim olmadigim zaman sen yenemeyeceksin, sonra gelip bana artislik yapacaksin.. Ben olacaktim orada.. o pozisyonda.. cik cik cik..

Basina dönelim.. Basindaki her adamin oyuncusu vardir. Ridvan Dilmen, örnek olsun diye söylüyorum Arda Turan'i elestirmez,nasil oynadigi önemsiz, elestirmez.. Terim'in oynattigi hicbir takimi elestirmez.. Hirvatistan macinda koca Avrupa basini baska yazmistir, Ridvan Dilmen cok baska yorumlamistir.. Nesnellik yoktur. Objektif olma durumu yalandir. Arkadas kayirma inanilmazdir. Bilgi aldigi futbolcular vardir ve onlari korurlar her zaman.. Fenerbahceli yazar, Fenerbahcelidir. Galatasarayli da keza ayni sekilde. Birbirlerine tehtit olusturdugu vakit hepsi kendi takimi adina calisir.. Kimisi cok sinsidir ama.. Birisi herhangi birisinden cok daha alt seviyede oynuyorsa ancak o zaman objektif olurlar.. Asagidaki yukarisini kendi takiminin kötü durumunu elestirmek icin dogru bir sekilde ancak o zaman bakar, yukaridaki de asagidakinin tehtit olusturmadiginin bilincinde bildigini esirgemez... Bu bahsedilen iyi yazarlar yüzde yetmis dogru analizler yapsa da yüzde 30 gibi kötü niyetli, gercekten yanlis ve bilincli bir saptirma olarak bu yüzde yetmisin olusturdugu güveni kötüye de kullanirlar.. Mevzubahis konu Avrupa futbolu olursa yüzde sekseni cuvallar..

Bu bahsedilen insanlar futbol otoritesi olarak komedi figürü gibi sunulan Hincal Uluc'lardan, guccuk hakan, Ali Sami Alkis, Turgay Seren, Coskun Özari, Sergen Yalcin,Ilker Ates, Gökmen Özdenak,Ahmet Cakar,Erman Toroglu ve daha sayamadigim tonla adami yanina koydugunuz vakit okunabilir, dinlenilebilir en iyi spor yazarlaridir ki katilirim da.. Ama Demirkol ve Dilmen'i benim Premiere kanalinda mac sunan alman spikerlerin yanina koyun is cok baska olacaktir, benim de bakisim bu yöndedir..

Imdi, Demirkol'ün her seyden bagimsiz Bülent Korkmaz analizine gelelim. kI bir daha tekrar edelim, bir Galatasarayli olarak seni dinleseydik bugün cok daha kötü durumda olacaktik, Kewell'i AMC oynat, Lincoln'ü yedek birak ama sonra Lincoln cok baska oynuyor olsun.. Skibbe Saftig ama Korkmaz hepsinden beter cikti.. Simdi neden seni dinleyelim ki biz ?

Demirkol bilinen nedenlerden dolayi Bülent Korkmazi savunuyor. Bülent Korkmazi isterseniz sezon arasi takimin basina gectigi icin belirli nedenlerden dolayi savunabilirsiniz. Hiddink gibi bir antrenör gerci basarili oluyor diye ekleyin ama onu da buraya gelmez diye kategori disina cikarin.. Oysa Hiddink buraya gelmistir ve Skibbe gibi gönderilmistir, buna deginilmez.. Bizim bahsettigimiz kimi nedenlerden dolayi da Hiddink, Fenerbahcenin Sigi held'i olmustur, o basin da iste bu basindir aslinda.. Ama simdi o ulasilmazdir. Cok da bilmediginiz zaman ancak iyi demeniz icin Chelsea,Liverpool geyikleri olacaktir.. Baska türlü ne yaparsa yapsin size göre acemidir filan.. Sonrasinda isi Hiddink ile sinirli tutacaksiniz ki Bülent Korkmaza sükredelim.. Lakin Ertugrul Saglam'in da kendi kadrosu ve hatta ele aldigindaki en iyi oyuncusunu satmis olmasina ragmen nasil bir performans cizgidiginden bahsetmeyeceksiniz .. Stuttgart takiminda Bülent Korkmaz yasindaki sonradan takimin basina gecmis Babbel'in basarisini da görmezden geleceksiniz.. Sadece Hiddink deyip meseleyi kapatacaksiniz ki futbol adina tek bir dogrusu olmayan Bülent Korkmazi Galatasarayin basinda daha tutmak icin analiz adi altinda yazi yazmis olmalisiniz.. Üstelik bunu da Galatasaray takimi adina degil kendi kisisel saplantilarindan dolayi.. Kim bilir Korkmaz'in Lincoln hamlesinde demirkol'un haberlerinin ya da bizzat kendisinin payi vardir ve bir sorumluluk duygusu ile hareket ediyordur.. Biz de basincilik oynuyoruz bu sekilde yorumlarla.. Her sey aslinda basta degindigim Hamit ile benim kisa görüsmem gibi.. Nasil size göstermek istersem o sekilde bakarim.. Ister Emre-Lincoln olsun, Ister cok para alan Roberto Carlos-Lincoln olsun.. Ister Bülent Korkmaz-Skibbe yaklasim farkliliklari.. Kiyaslar..

Avrupa Futbolu dersiniz ama bir oyuncu top sektirdi diye linc edilmesini istersiniz.. Ama Avrupa Futbolu..

Avrupa futbolu, Avrupadan futbol, modern futbol kavramlarini dilinizden eksik etmezsiniz, o futbolun geregi kavgaya karismayan iki adami yine takimdas olmadi diye suclama derdine düsersiniz..

Avrupa futbolu dersiniz bir iki derbi haric avrupadan futbol filan izlemezsiniz.. Lincoln, Mesut Özil,Andreas Beck, Meira,Skibbe gibi ligimize geldigi zaman kiytirik analizlerle futbolcu-teknik adam degerlendirmesi yaparsiniz.

Avrupa Futbolu diye iflahimizi kurutuyorsunuz, oradaki gelismeyi algilayamayip modern defansif orta sahalari ligimizin bana göre su konumda iki pas yapamayan oyuncularin oldugu yerde ihtiyaci olan On numaralar ile kiyaslayip abuk subuk bir sonuc elde edersiniz.. Gerard ve Arshavin'i ayni potada eritirsiniz..


Velhasil gercek yoktur, kimi dogrular vardir.. Avrupa üst düzey liglerinin kendisine ait dogrulari vardir cunku onlar cok baska kosullarda mücadele ederler. Takimlarina belki 10 numaraya dahi ihtiyac duymazlar zira Türkiye Süper Ligine göre bir defansi dahi on numara seklinde top dagitabilir, ama bizde durum cok baskadir. Kale önüne geldiginde dogru bir ara pasi yapmaktan aciz futbolcularin oldugu yerde 10 numara ya da teknik-yaratici futbolcu ihtiyactir. Premiere Lig ise 50 yildir on numarasiz oynar bu futbolu ve keyifsizdi düne kadar.. Eskiden uzun toplarla gecerdi orta alani simdi kisa paslarla veyahut teknigi yüksek futbolculardan kurulu takimin böyle bir gereksinimi yoktur zaten.. Böyle bir ligin inanilmaz para harcayarak her kademesine cift haneli rakamlardan olusan oyunculari koyarak bir basari kazanmasinin modelini buraya getirme ugrasisi icerisinde yanlis tavsiyeler, sacma analizlerde bulunuyor basin dedigimiz sey.. Bu ve tüm sacmaliklar icin bu isi biraz olsun bilen tek bir insanin muhabbete konu olmamasi isin trajik yönüdür zaten..

Velhasil bizim futbolu yöneten kesim aslinda basindir. En cok da basin futbolu elestirir.. "Bizde maalasef böyle" der iken bizde kismini bizzat insa edenin kendisi oldugunu görmez.. Isine geldiginde isine gelene sahip cikar, isine gelmeyene türlü türlü ali-cengiz oyunlari hazirlar.. Terim UEFA kupasina gider iken en önemli özelligi kendisine güven idi. Bu basina Galatasaray yönetimi gibi ayak uydurma sevdasina düsseydi simdi UEFA filan hikayeydi.. Basin, türk futbolunda gecilmesi gereken bir engeldir. Ben bunu en cok Lincoln olayinda görebilmisimdir. Bir adamin oynadigi futbol nasil görmezden gelinmis, oyunculari dahi ona karsi nasil kiskirtmis cok iyi bir sekilde izledik gördük.. Toplamda onun cikardigi sesin Galatasarayi yönettigini maalasef cok iyi biliyoruz. Skibbe'yi o gönderdi ve bence basarili olma ihtimali olan Bülent Korkmazi da yine basin gönderecektir zira yönetim bu isten cok da anlamaz ve haliyle ne kadar dogru yaptiklarini ölcmek icin baktiklari yer de onlari kaosa, basarisizliga sürüklüyor.. Burada mevzu Lincoln degil ya da Mehmet Demirkol.. Bu islerin ne kadar göreceli oldugunu ve futbolcunun tuttugu takima ya da onu inceleyen insanlara göre Cantona ya da Cirkef futbolcu oldugunu görebilesiniz..

Simdi Schuster geldi ama bunun önemi yoktur. Galatasaray tarihi basarisini Fatih Terim ile yakalar iken Besiktas takimin basina Real Madrid'i calistirmis Toschak'i getiriyordu. Bizim basin misal Hincal Uluc Toschak'a inanilmaz övgüler düzer ve Terim'i elestirir iken arkasinda Faruk Süren gibi onu takimin basinda tutacak irade vardi ve bu yüzden Real Madrid'i calistirmis Toschak degil de Fatih Terim kazanmistir. Mesele teknik adamdan da öte yönetimin kimligi ve niteligidir. Cok sevdigim, Getafeli kiralik oyuncular ile büyük basari kazanmis Schuster gelse de bu yönetim ve zihniyet var iken cok da bir sey beklemiyorum.. Baska acidan ne yaptigini bilmeyen, basinda cikan en ufak bir elestiriye kulak kabartip ona göre yönünü belirleyen yönetim icin kariyerli bir hocadan baska cikis yolu yoktur.. Bizim ikinci bir Terim yaratma imkanimiz su durumda yoktur zaten.. Mesele takimin basinda kim var degil Haldun Üstünel hangi oyuncunu arkasinda, Adnan Sezgin hangi oyuncunun ? budur Galatasaray tarihinin kac yillik kimliginin yakilmasi, yikilmasi ve sezonda iki teknik adam harcayacak noktaya ulasilmasi.. Keske basinin cok da önemli olmadigi bir yönetime sahip olsaydik da ben de icerisinde en az milyon hata olan böyle uzun bir yazi yazmak durumunda kalmasaydim ve onun yerine Schuster'i analiz etseydik..

(Tüm hatalar icin özür, yarin düzeltilecektir ancak..)

65 yorum:

aşkın dedi ki...

Ne olduysa Hıncal'la program yaptıktan sonra oldu.Hıncallaştı.
Son derece itici oldu.Onu bu hale getiren de G.Saray taraftarıdır hahaha!!!
Hıncal'la arası bozuldu, Hıncal'a söven G.Saray'lı, sırf adam Fenerli diye Hıncal'ın tarafını tuttu.
Bir yandan da üzülüyorum, okuduğum tek Fenerliydi.Konu Avrupa futbolu olunca şu 10 numara takıntısı olmasa gayet de güzel yazılar yazıyordu.
İbretlik öyküdür, nereden nereye.
Bu ülke benim diyen adamı bozar.
Dönmemekte, Almanya'da kalmakta haklısın Borges.

Cem dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık...

Number 7 dedi ki...

Çok güzel yazmışsınız, elinize sağlık. Dediğiniz gibi takımı basının yönetip eleştiriyi de aynı basının yapması gerçekten garip...

karakalem dedi ki...

Yazıda değnilmeyen pek fazla nokta kalmamış bize bir şey bırakmamışsınız.. Şu varki, basının tutumunda yönetimlerinde payı oldukça yüksek. Basın tek başına suçlu değil aslında. Takım yönetimleri ve basının tepesindeki insanlar zaten içli dışlı.. Bir profesyonell ayrışım koltuklarına oturunca olmuyor.. M.Demirkolun analazindeki tek tip bakış açısı bir yana, tıpkı Alaattin metinin F.bahçe yazılarını kulübün kapısından alması bir yana.. Bence ortada F.Bhaçe basının denen şey de yok. sadece A.Yıldırım'a şirin gözükmek var.. Başkan A.Koç olsa f.bahçe analizleri çok çok fazla değişkenlik gösterirdi.. Evet emre'nin yaptıklarını hiç onaylamadım kendi anlayışımdan dolayı, keza Lincoln'ü de ama Lincoln emre'nin en az iki gölek üstünde bir oyuncudur saha içerisinde. Fakat şaşkın olduğum nokta emre g.sarayda yaptıklarının daha ilerisinde şeyler sergilerken a.yıldırımın korumasından dolayı, pek eleştirilmiyor.. A.Yıldırım F.Bahçe'ye çok şey katarken aslında bir çok şeyide götürüyor takım ruhundan, misal G.Sray'ın kendi evladına sahip çıkma refleksi-arda-, f.bahçe'de hiç olmuyor, bunu a.yıldırımda yapamadı yapamıyor.. Biz f.bahçeyiz imzayı atan atar yaklaşımı, orta çağdaki bizans zihniyetined öte değil.. Tuncay kalamaz mıydı, ya da aurelio bu iki oyuncu bu takımın kolu kanadı idi oyuncudanöte saygı uynadırıyorlardı.. Bir alex'e kucak açan koca camia 4-5 alex'i besleyecek sevgiden yoksun mudur, G.Sray örneğin, arda arda derken 3 lincoln'ü dahi sahiplenemez mi?.. Bizm futbolumuzun kalın çizgileri, ve belli başlı ananeleri yok ne yazıkki.. En büyük rakibinizi kötülemek kendinizi rahatlatıyorsa bir kurumsallıktan bahsedilemez.

Serkan dedi ki...

harika bir yazı olmuş..ellerine sağlık..bence çeşitli platformlarda üzerine uzun uzun tartışılması gereken bir sürü bakış açısı getirmişsin...tebrik ederim tekrar

yamanadam dedi ki...

Yıllardır Adnan Polat'ın Galatasaray'ın başına geleceği günü bekleyen bendenizi hayal kırıklığına uğratmıştır Galatasaray yönetimi. Yazdıklarınıza hak vermemek elde değil gerçekten. Aldığım eğitim nedeniyle bir şirket nasıl yönetilir az çok bilmekteyim. Galatasaray futbol klübü bir yandan borsada işlem gören milyon dolarlık bir şirkettir. Fakat kafama takılan şudur; böyle bir klüp nasıl bu kadar amatörce yönetilir? Yönetim çizelgesi nasıldır? Bir yazınızda buna değinirseniz ve incelerseniz sevinirim. Bundan ayrı olarak, blogları yaklaşık dört aydır takip etmekteyim ve çok nitelikli işler çıkarıldığı kanaatini taşıyorum. Saygılarımla Mehmet

Sade dedi ki...

Evet, gerçekten de dolu dolu bir analiz olmuş. Öncelikle bu ve benzeri tüm yazılarınız için teşekkür ediyorum.

Yazarlar dostlarını kollar, yandaş edinmeye çalışır, saflarını kaybetmemek vb. sebeplerle için de kalemlerini kullanırlar. Peki, Türkiye'de bunu yapmayan hangi insan hangi birim var ki? Ve Sadece bu gibi sorunlar Türkiye'de mi var? Almanya'da örnekleri yok mu? İspanya'da, İtalya'da, İngiltere'de? Muhakkak vardır çünkü bu yazıların yazılmasında ki en büyük etken paradır. Para için yapılan yorum ve eleştirilerin objektif olabileceğini düşünmüyorum. Olsa dahi sürekli olamaz. İllaki bir yerinden popülerliğe, endüstriyelliğe veya as üst ilişkisine takılacaktır. Taviz vermez ise yazar çarkların içinde yer alamaz ve para kazanamaz bu da kendi geleceği için bir risktir. Bu çarklar içinde para kazanmak isteniyorsa kurallarına riayet etmek gerekir.

Tabi ikinci etken de insandır. Her insan farklı düşünebilir, farklı yorumlayabilir, farklı bir pencereden aynı olayı farklı kategorilerde eleştirebilir. Aynı A kişisini, B kişisini… eleştiren C yazarını sizin eleştirdiğiniz gibi. Şimdi sizi de yorumlarla eleştirebilecek D kişisi gibi. Bu tamamen kişiye özel yorumlama tarzından, hayata bakış açısından, vb. bir sürü etkenden dolayı farklılık gösterebilir.

Diğer etkenlerde mutlaka var ancak futbolu içine alan endüstriyellik sporseverler için en büyük ve dişli rakiptirlerdendir. Yazar yazısı yazmadan önce ve yazarken; eleştirilerimi hangi olaya ve hangi kişilere yönlendireyim, popüler başlıklar hangileri olabilir, prim yapacak yazılar hangileridir, popüler konular hangisidir, gibi düşünmeye itilmektedirler.

İten kim? Bu mayınları besleyen, öven, hatta bazılarını yerleştiren sporseverler(!) değil mi? Prim verilenler kimler? Herhalde futboldan anlamayan ananeler değil! “Kim hangi yazılarından dolayı okunuyor? Hangi konu ilgi çekebilir? Kime saldırabilirim ki söz dalaşı oluşsun? Beni şu davete çağırmazlar korkusunu hissetmemem için şu kişiyi teğet geçeğim hatta O’nu hep öveyim, beni dışlamasınlar Onlar hakkında iyi yorumlarda bulunayım, aman haber kaynaklarımla aram bozulmasın…“ gibi Reklâmsal markalaşma çabalarından çıkan sonuçların bileşkesidir yazınızda bahsettiğiniz; tüm kişiler ve tüm durumlar... Bu şekilde düşünen yazarı okuyan kim, yorumlayan kim, hakkında yazı yazan kim? Örnek bu yazıda ismi geçenler sanmayın ki hatalarını anlayacaklar ve kendilerine çeki düzen vermeye çalışacaklar. Aksine “Reklâmın iyisi kötüsü yoktur” diyecek ve memnun olacaklardır. Hatta bu yazınız sayesinde yazının geçtiği gazete linklerinde artıştan dolayı yazarın müdüründen bile olumlu eleştiri alması mümkün! Bu yazı ile de başarılı olduklarını düşüneceklerdir. Ve hatta bu yazınızın içeriğine konu olmakla ve bir şekilde satırlarda isimlerinin geçmesi ile bu döngüde sizinde yer aldığınızı düşünecekler ve memnuniyetleri artacaktır. Sebepleri tiraj olsunda çamurdan olsun. Okunmak için ya internetten tıklanmalıdır yazı ya da gazetesi satılmalıdır. Kısır bir döngüye giden yoldur.

Bilinç eksiklikleri yüzünden yazınızda geçen benzer yazılar ve benzeri tüm yazılar biz bilinç seviyemizi yükseltmediğimiz sürede başkaları tarafından önümüze sürülecek ve bizlerde okuyacağız. Bizler okudukça buna yönlendirileceğiz. Yönlendirildikçe tek doğru ve tek gerçeğin bu ve benzeri durumlar olduğunu görüp, anlayacak ve aksi doğru bile olsa hak vermeyecek bir hale bürüneceğiz. Şartlı yönlendirilmiş bir okuyucu kitlesini hangi gazete istemez ki?

os dedi ki...

Schuster ismini duyduğumdan beri beklemedeyim borges bir analiz yazsa da okusam diye. BS analizi olmasa da, enfes bir galatasaray analizi olmuş. ileriye çok sıcak, çok ümitli bakar olmuştuk.

bir kaç blogda bahsedilmiş futbolculuk kariyeri, oyun yapısı falan ama tam detaylıyı senden bekliyordum..

biraz da ümitlenmiştim hani BS geliyor diye, ama yönetim yine istediğini yapmış, taraftarı bir isimle kandırma yoluna geçmiştir...

bu yönetim yarın öbürgün işler iyice sarspa sarınca, kongre zamanı gelince abdürrahim albayrak kozunu kullanır, yine zaman kazanır.. bu böyle gider.. bekliyoruz bakalım yiğit şardan bi başına ne zaman gelecek.

borges sen yine de bi schuster dosyası aç, acı bize :)

Borges dedi ki...

Sade: Dogru noktalari dile getirmissiniz. Lakin bu yapilan aslinda bir elestiri degil görüntünün netlestirilmesidir. Elestiri varsa bile bu daha cok Galatasaray yönetiminedir.

Mehmet Demirkol'ü digerlerinden ayirmamin nedeni ise.. Basinin diger kalemlerinin ne oldugunun görüntüsü cok aciktir burada gizlenme/niyet daha iceridedir ve belki de bu yüzden etkisi daha fazladir. Ömer Cavusoglu tam sayfa Galatasaray analizi yapmiyor, yapsa da komik kalir gibi.

Nedenlerine girmiyorum ama ne oldugu ile ilgileniyorum veya ilgilennilmesini istiyorum baska acidan..

Hirsiz sizin evinizi belki son derece hakli nedenlerle soymak isteyecektir ama bu sizin evinizi koruma altina alma güdünüzü yok etmeyecektir ve sunu da söylüyorum bu kadar yanli bakis acisi ve sacmlik avrupada olmuyor.. Bunu biraz yasarsaniz görebilirsiniz, ekstrem örnekleri coktur gecmiste de vardir ve bunlari da örnekleyebilirim lakin su günümüz sartlarinda böylesine..

Borges dedi ki...

Os: Schuster, Augsburgludur, Hemsehrimdir, biraz daha kesinlessin yapacagiz kesinlikle.. Ama analiz bunun gibi biraz uzun olabiliyor, zahmet istiyor ve isterim ki netlessin Schuster hamlesi.. yoksa keyifle elbette..

Adsız dedi ki...

büyüksün borges . yarın okunsun bu spor servisinde!

çağrı dedi ki...

Yazı için teşekkürler.Tam bir borges yazısı olmuş.Önce uzunmuş yahu diye iç geçirtiyor,okumaya başladıktan sonra bi anda "yorum" "bu kayda verilen bağlantılar" kısmını görünce ne çabuk bitti yahu dedirtiyor.

Yazının bi kısmı bildiğim,diğer insanlara da aşılamak istediğim tespitlerden,bi kısmı da okuyunca üzerinde düşündüğüm ve zihnime kazıdığım tespitlerden oluşmuş.

Karakalem'in de dediği gibi bize değinecek pek şey bırakmamışsın borges.Benim zihnimi şu anda kurcalayan şey Schuster'in mevcut ortama reaksiyonudur.O da bu düzenin çarkında öğütülür mü yoksa başarılı olabileceği bir ortama dönüştürebilir mi?Yani Van Gaal'den beklediğini Schuster gerçekleştirebilir mi?Gerçi bu mesele de Schuster analizinde irdelenir heralde.Merakla bekliyoruz.

Tekrar teşekkürler.Eksik olmayasın...

barış dedi ki...

gene mükemmel bir yazı olmuş eline sağlık

Flying Dutchman dedi ki...

borges yazacaklarım var, ama yazı uzun, printerdan bastım evde akşam okuyup yarın yorum göndereceğim bilesin :))

ti esti to dedi ki...

ben de dutchman gibi yorumumu akşama bırakıyorum. Zira işteyim ve okuyabilecek durumda değilim.

Ve inşallah güzel bir tartışma ortamı oluşacaktır. Toplanın gençler açık oturum var:)

Adsız dedi ki...

bugüne kadar yüzlerce blog okudum, okuyorum, okurum da işallah. hiçbirine de bağlı olmak istemiyorum ama söylemem gerekir ki : bugüne kadar okuduğum gelmiş geçmiş en iyi blog yazısı budur.
sadece bülent korkmaz-mehmet demirkol mevzularından dolayı değil, avrupa diyip diyip avrupa futbolunu chelsea den, orta saha oyuncusunu iniesta-xavi ve gerrard dan ibaret gören türk yorumcuları ve tutuarsızlıklarımızla ilgili harika bir yazı.
ellerine sağlık borges, önce aceto ya bakıyorum kabul ama burada okuduğum yorumlar tüm blogların 3 katı daha iyi.
fazla bişey demek istemiyorum. lincoln bizde olsa nolur olmasa nolur ; bi kere kabul edelim ki şampiyonlar liginde şampiyonlukla felan alakamız olamaz. uefa da şampiyonluk ve ş.l. de çeyrek final felan istiyosak da, bildiğimiz 10 numaralı oyuncuya bağlı modeli en iyi biçimde uygulayacaz.
bülent hoca yaser, hasan şaş, mehmet güven de felan teselliyi aradı ama cefayı da çekti. vedat okyar ı severim, subjektif, sevgi dolu bi adamdır, acayip rakı içilir o adamla diye düşünüyorum, der ki : iyi futbol iyi topçuyla oynanır be güzel kardeşim !!!
lincoln ü satıyosan da iyi topçular alıcaksın, ortasahanı güçlendiriceksin, kewell yada arda dan birinden vazcayıcaksın ki kimyası oturmuş efektif bir kadro kurasın. öbür türlü bir ipte 2 cambaz durumuna formül üret dur. ciğerhavuzu nun sol açığından/forvetinden sağ açık yapmayacaksın, o adamı ya kullanıcaksın yada 5 milyon sterlin e satıcaksın. malesef durum bu.
sayın başkanımız 93 94 yıllarında kaldı malesef. bir alman ekolü hastalığı, bir adnan sezgin hastalığı var ki kendisinde, herşey o dönemki gibi olsun istiyor. olmuyor ama, ben olsam bülent hocayı tutarım, 104 yıllık kulüp olmanın sağlamlığıyla 3 4 yıl şampiyonluğu 2. plana atar korkmaz hocaya sabır gösteririm. istikrar diye zırvalayıp bülent hocayı da kovmaya çalışan zavallılar sir fergie nin 6. sezonunda şampiyon olduğunu nedense göremiyorlar. iki yüzlülükten olsa gerek

televizyon komandosu dedi ki...

muhtesem bir yazi olmus. gercekten ellerine saglik. hatta imkanin varsa bu yaziyi yönetimimizin, özellikle de baskanimiz okumasini sagla. cünkü kusursuz analizler barindiriyor. bir solukta okudum. umarim gerekli yerlere gider ve o gerekli yerler, gerekli dersleri cikartir, futbolun aslinda cok bilinmeyenli bir denklem olmadigini, sadece bazi seylerden izole olmasi gerektigini anlarlar.

uzun zamandir yoktun ve cok da özlemistik seni borges. umarim bir daha bu kadar uzun bir ara vermezsin. ve en kisa zamanda bir schuster analizi bekliyoruz senden. yanarim yanarim schalke alabiliyorsa, eger isteseydik en az onlar kadar sansimiz varken, magath'i alamadigimiza yanarim.

Chao Grey dedi ki...

"Degisen bir sey olmayacak, hazirlik macinda iki mac seyrettikleri Beck hakkinda atip tutacaklar.. Sonra yanildim diyemecekleri icin tüm sezon oyuncuya burasini cehennem edecekler.."

İşte burası yazının özüdür bence. Küçük Hakan'ı yakan da budur. Önce "Benfica Galatasaray'ı haşat eder" der, sonra Galatasaray Benfica'yı haşat edince "Benfica'yı da bir şey sanmıştık" der. Diyemez ki "yanılmışız, Galatasaray bizi şaşırttı, özür diliyorum". Diyemez bunu, çünkü egosu tavandadır. Kaç tane Sergen gelse o tavandan indiremez o g.tü. Nelerle uğraşıyoruz, şaka gibi geliyor. Adnan Polat yönetiminden hiç mi hiç ümidim yoktu, işi gücü tribüne oynamak olan bir yöneticinin başa gelince neler yapacağı belliydi. Geçenlerde gördük işte, "Skibbe hataydı, Meira'yla uyuşmadık" falan dedi. Hala tribüne oynuyor, yazık. Bunların yanında mükemmel bir yazı, fakat neden Türkçe karakterle yazmıyorsun abi? Daha güzel olurdu.

Borges dedi ki...

Chao Grey: Edebi yazi yazmiyoruz ki.. Baska acidan almanca klavye bana lazim, aliskanlik oldu. Almanca da yaziyoruz sürekli.. Amacim fikirleri bir sekilde disariya iletmek, türkce karakterin cok buyuk sorun oldugunu hissedersem ekstra bir eziyeti daha göze alir yazarim ama simdilik sakinca görmüyorum ben..

..................

Yorumlari okuyabilecek vaktim cok yok bu yüzden hepsini aksama dogru güzel bir sekilde okuyup lazim gelirse de gereken yazilara cevap verecegimi söyler, tüm yorum sahiplerine de tesekkürler..

Hilmi Yandımçavuş dedi ki...

abi "eline sağlık" demeye korkuyorum. çünkü söylemek istediklerimi karşılamayacak. mükemmel.

Houston dedi ki...

galatasaray medyada neden bu kadar ezik onun cevabını merak ediyorum ben.

sembolist dedi ki...

M.Demirkolu hergün izliyorum,yazılarını okuyorum,TRT deki programını izliyorum pazar akşamları.
Kelle koparan Emre'ye methiyeler düzen,Lincoln'ü asmak için ipi elinde olan bu tarfafsız(?) basın emekçisi,içindek, anti-galatasaray duygularını inceden ve sinsi şeklde satır aralarında o kadar güzel işliyor ki,tam bir usta(?)işi.
Hele Galatasarayın kaznadğı maçlardan sonra,Fenerin kaybettği maçlardan sonra yüzünden düşen ve daha çok fenerlilere dönük 'ben fenerli doğdum,fener varsa ben de varım' mesajı yok mu,daha çok baltayla donanıyor ve daha çok taraf(sız)? oluyor Aziz başkanına.Bir de işin diğer boyutu var.Adnan Polat ve yönetmini her fırsatta eleştiren bu arkadaşın,ağzından tek bir kelime olsun Aziz Yıldırım kelimesi çıkmaması,Aziz Yıdrımın onca transfer başarızlıklarına rağmen yönetim boyutuna hiç değinmeyip,Aziz Yıldrımı sürekli teğet geçmesi tesadür olmadı.
Ülkemizde,M.demirkolu okurken 'tarafsızdır'(?) şartlanması,her söyledğinin doğru olduğu şartlanması,birçok şeyin kolayca kamufile edilmesini sağlıyor Demirkol adın.
Şunu idda ediyorum.Demirkolun yazıların,programlarında tek bir kez olsun Aziz Yıldrımı eleştiren bir yazı veya konuşması yoktur.Bu tesadüf olamaz.Adnan Polat(ben eleştrilmesin demiyorum) kelimesini her programında sıkça ağzına sakız etmesi de tesadüf değil.
Tabi Rıdvan için de aynı durum sözkonusu malesef.
Borges ellerine yüreğine sağlk kardeş..
Bu ülke artık demirkoları,rıdvanları sorgulamalı..

delgado dedi ki...

mükemmel analizler borges, tebrik ederim dicem de teşekkür etmek gerekir aslında, gerçekleri böylesine sade ve net biçimde bize okuttuğun için.

yazının 1.bölümü dışında bir anafikri var:

bu lincoln, bundan önce ne yapmışsa ve bundan sonra ne yapacaksa, şu ortamdaki en az suçlu olan insandır. isterse adnan'ın suratına küfretsin, arda'yı dövsün tesislerde, ne yaparsa yapsın artık. böyle boktan bi sistemde hala şu şunu yapmış, şu şurda top sektirmiş yanlışmışı tartışıyoruz. niye kötü ulan, niyet!

bu ülkede futbolu bildiğini zanneden insanların büyük çoğunluğu o kadar gerizekalı ki, skibbe'yi "hiç antrenman yaptırmıyor, teknik adam dediğin antrenmanda kasar futbolcuları, hemen gitsin!" dedikten sonra lucescu gibi antrenman konusunda gevşek olan bir adamın takımının başına geçmesi gerektiğini savunuyorlar. bu artık bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın da ötesinde, inanılmaz bişey ya. türk futbolu şu anki haliyle tam anlamıyla bir bataklığın içindedir, alın işte türkiye'nin en büyük 3 camiası ve nasıl yönetildikleri. altlarda olanlara değinmiyorum bile, insanların zihniyetine hiç değinmedim!

ben ister miyim hiç fenerbahçe küme düşsün, galatasaray avrupa'ya gitmesin, fener bundan sonra şampiyonlar ligi'ne gidince gruplarda sıfır çeksin... niye istemiyim ben türk futbolunun gelişmesini, galatasaray'ın fenerbahçe'nin finaller oynayıp türkiye ligi'nden iyi çıkış gösterip mantıklı bir planlamayla iyi bi düzen oturtup ligi 6. ve 7.bitiren anadolu kulüplerini de avrupa liglerine katarak onları ödüllendirmelerini? eminim benim gibi düşünmeyen gerçek bir "futbolsever" de yoktur zaten.

ama fanatizmin gölgesinde kalmış, doğru yanlış olsun kulübünün her şeyini körü körüne dinlemeden tartışmadan düşünmeden savunan insanların, bu çarpık düzene ses çıkarmamaları ve bu çarpıklığın nedeni olan eksiklikleri savunmalarından o kadar nefret ediyorum ki, çoğu galatasaraylının iyi bi kariyer geçirmesini umut ettiği bülent korkmaz'ın başarısız olmasını istiyorum, 2.bordeaux maçında gsli arkadaşlarla birlikte ben de havaya zıpladım tabi, ama bilinçaltım skibbe'ye üzülüyordu.. bülent korkmaz'ın yaptıklarını-ve hangi niyetle bunları yaptığını burda öğrenince sevinmedim diyemem, gerçi gsli olayım veya olmayayım bunlara üzülmem gerekir, ama skibbe'nin hakkı yendi burda. sevdim ben onu, bi beşiktaşlı olarak gerçekten çok sevdim. gs başarılı olsun, ilk 2'ye girsin bile istedim. demirören yönetimi eski saçmalıklarına tüm hızlarıyla devam etselerdi ve mustafa denizli takımın başına gelip hakkıyla değil de, ite kaka çamurla maçları bize kazandırsaydı, galatasaray bizi geçsin bile isterdim. ama olmuyo işte, bu memlekette adam olanlarla "adam" diye dalga geçiliyor.

inanamıyosun ya, alın size futbolu biliyor, eli yüzü düzgün denilen mehmet demirkol.

bu ülkenin öyle büyük atılımlara ve değişimlere inanın ihtiyacı yok. bu ülkede namuslu insanlar yetişsinler yeter, belli bir itibarı-saygınlığı olan ve türkiye'de söz geçiren kurumlarda masanın başında beyninde binbir türlü hinlikler olan, işini-düşüncelerini çıkar ilişkilerine göre ayarlayan insanlar oturmasın yeter.

shelbyl dedi ki...

http://eksibesiktas.blogspot.com/2009/05/otorite.html

Bu da bir nevi bir dipnot olsun senin yaziya.

ultrANIL07 dedi ki...

Abi harikasın, ne denir ki başka?

barış dedi ki...

televizyonda gülünesi futbol yorumları yapan adamlar yüzünden maalesef birçok insan, azımsanamayacak derecede çoğunluk, rıdvan dilmenin ağzına bakar oldu, o ne derse doğru olarak benimsendi, eleştirdiğiniz vakit türkiyenin en iyi yorumcusunu eleştirir oldunuz ama onu savunan insanlar hiç düşünmedi ki, rıdvan dilmen aragonesi skibbeyi sadece türkiyedeki performansı ile değerlendiriyor, nasıl hoca olduğunu ilerleyen haftalarda göreceğiz gibi komik yorumlar yapabiliyor. hadi skibbeyi geçtim, kendisinin torresten bile haberi yoktu bu seneye kadar ki çıkıp semihle pek bi farkını göremedim diyebiliyordu. sene başında guiza ne olursa olsun 20 gol atar der iken barosu sadece basit gol vuruşları yapabilen biri olarak tanımlayabiliyordu ve güiza ne hikmetse formsuzdu sadece de sanctis 1-2 maçta hata yaptı diye kötü bir kaleciyken ve italyanlar onu milli kaleci yaparak hata yapmışken . ya da lincolnü misal ilk yarıdaki ankara maçları serisinden sonra yetenekli oyuncu olarak gösterirken nedense hep tartışıldığı günlerde alex ve delgadoyla kıyaslayarak onlardan kötü olduğunu belirtti. şimdi kimse demesin bana rıdvan dilmen iyi bir yorumcudur diye eğer galatasarayın veya fenerbahçenin başına geçecek teknik direktörün iyi veya kötü olduğunu adam gelmeden değerlendiremiyorsa, sadece türkiye gibi bir yerdeki anlık performanslarına bakıyorsa. ve bu adam türkiyenin en iyi yorumcusudur, hakikaten de öyledir tvdeki.

işin en kötü yanı da yönetimin basını dinlemesi. skibbe hatalı seçimdi diyorlar madem bari kaleciyi alırken hata yaptık demeyin adam hala oynuyor.

Tiesto dedi ki...

yazı gerçekten çok güzel. elinize sağlık...

arsos dedi ki...

sevgili borges, bu yazdıklarını yönetimin okumasını sağlayabilsen keşke. ayrıca şeref, kişilik yoksunu demirkol'a bu yazıyı gönderecek misin ? tabi ki adam olmaz bu yazıyı okuyup her satırını özümsese bile, ama yalnız olmadığını, ulaşılamaz, sinsiliklerinin çözülemez olmadığını anlasın .

euler dedi ki...

Enfes bir yazı olmuş gerçekten.kaleminize sağlık..Soluk soluğa okudum her satırı...
Söylenecek herşeyi söylemişsiniz zaten, fazla söze ne hacet...

Adsız dedi ki...

Sevgili Borges,

eline sağlık, sadece galatasaray'ın değil Türkiye'nin spor kamuoyunun sorunudur aslında ama en çok Galatasaray'a dokunur ucu ve zararı. Daha fazla bu sularda yüzmen dileği ile tekrar eline sağlık...

Adsız dedi ki...

Bir de ekleme yapayım. Rıdvan Dilmen'in Lincoln konusundaki tutarsızlığını irdeleme adına birkaç sezon önceki França hakkındaki görüşlerini de hatırlayalım.

sitrikasit dedi ki...

yazılması gereken bu yazının katılmadığım çok yönü var hatta katıldığım bir yönü var, o da yazının karakteri itibariyle kendi kendini kanıtlaması, tek bir satır herşeyi özetliyor zaten; " Bir Fenerbahceli adam gerekirse Hincali dahi susturmustur. " ve yazar burda aslında savaştığı yeldeğirmenin kendisi olduğunu ispatlamıştır. bunları herkes yapıyor, eleştirirken kendimiz bile aynı şeyleri yapabiliyoruz, daha doğru ve tarafsız olsaydı katılırdım hatta altına imzamı bile atardım ama ne yazık ki ama...

Murat Üzüm dedi ki...

Merhaba sevgili Devrim, mükemmel bir yazı ele almışsın keşke medya kurbanı olup gerçek silahına sırtını dönen azınlık niteliğindeki taraftarlarımız (Lincoln'ü yuhlayacak kadar birilerinin müridleri olmuş zavallılar diyorum onlara) da bunu okusa. Demirkol ve Dilmen inceden inceye değil kalından kalına öyle mesajlar veriyorlar ki çıldırmamak elde değil ki yönetim resmi siteden tepki vermediği için bu işi bireysel olarak yapıyoruz. Klasik Toroğlu, Demirkol, futbol özürlüsü K.H. Ünsal ve müsavilerini dinledikçe kardeşim yerine koyduğum Cassio Lincoln'ü daha çok seviyorum. İnsafsızlar adam memleketinden millerce ötede göze hoş gelir top oynamaya çalışırken sadece ve sadece Galatasaray'ın altını dinamitlemeye çalışıyorlar.

Cassio'nun neler hissettiğini aynı şeyleri yaşamış biri olarak çok iyi bilirim nitekim zamanında 2.lige (bugünkü Bank Asya) kadar yükselmiş semt takımının altyapısında top oynadığım dönemde takımın çoğunu üst mahalle oluştururdu ve oyuncuların babaları TD üzerinde etkiliydi (malum TD o mahallede çalışıyordu) ve hatta bazıları yöneticiydi. Formayı iyi olan değil mahallenin müdavimleri kapıyordu gelgelelim biz idmanlarda boşuna bir tarafımızı yırtarken parasızlıktan altyapı hocası değişti ve dışarıdan iyi bir hoca geldi. İki idmandan sonra takımın çehresi değişti ve iyi olanlar formayı kapmaya başladı, hep içinde oturduğum yedek kulübesi bu sefer üst mahallenin veletlerini tamamen ağırlayamıyor dolayısıyla bazıları da kadro dışı kalıyordu. Tabii henüz lig başlamamış, takım içten içe kaynıyor ve soyunma odasında üst mahallenin çocukları hocanın kulaklarını çınlatıyordu. Ne olduğunu az çok tahmin edersiniz, aradan 1-2 hafta geçmedi yeni TD bir şekilde kulüpten uzaklaştırıldı ve yeni hocadan ziyade bir yönetici takımın başına TD olarak geçti ve üst mahallenin çocukları ilk 11 'deki yerlerini aldılar, akabinde takım dağıldı. O zaman bugünkü Bank Asya'da olan kulübün şimdi hangi amatör ligde olduğunu dahi bilemiyorum :)

Bağlayacak olursam Cassio 50 metreden gol atsa rüzgar attı diyecekler, no look pasını çözemeyip normal de atabilir diyen de çıkıyor nasılsa (ki bu Rıdvan Dilmen'dir ve bir halı saha karşılaşmasının ardından futbol sevgisiyle dolu bir gencin Galatasaray formasını imzalamayacak kadar da fanatik bir Fenerbahçelidir).

Ayrıca Halkla İlişkiler mesleğinin içindeki biri olarak Galatasaray Medyası diye bir kavramdan bahsetmemizin imkansız olduğunu düşünüyorum. Çünkü Galatasaraylı yazarları ve yorumuları (hepsi olmasada istisnalar kaideyi bozmuyor) okuduğumuzda bunların Galatasaraylılıklarından şüphe ediyorum ve gözlerimi onlarla yormak yerine AliSamiYen.net + bloglardaki senin gibi gerçek Galatasaraylıların yorumlarını okumayı tercih ediyorum.

Dipnot:Futbolumuzun gelişmemesindeki en büyük nedenlerden biri de spor medyamızın içinde bulunduğu durumdur, futbol sever kardeşlerime Türk Spor medyasının büyük bir kısmını tiye almamalarını tavsiye ediyorum.

Sevgiler

Kerem dedi ki...

Selamlar Borges,

GS'i yakindan takip eden herkes Ridvan'in, M. Demirkol'un ne mal olduklarini biliyorlar. Onlari asagilamaya calismiyorum, ama bu kisilerin GS'la olan alakalari bana bunlari dedirttiriyor ve kendilerinin analizlerini (dogru ya da yanlis) GS'lilarin kaale almamasi gerektigine inaniyorum. Bahsettigin tarz bir yönlendirmeyi Passatci medyada ben de görüyorum, ama okumadan evvel kendi fikrimi olusturuyorum ki baskalarinin fikirlerini üstlenmeyeyim. Bu tarz adamlar bir amaca hizmet ediyorlar ki o amac da kesinlikle GS'in basarili gelecegi degil. Ne Ridvan'in futbolu ben icat ettim havalari, ne de Mehmet Demirkol'un entellektüel siritislari beni cezbetmiyor. Sunu bil isterim ki Borges okunuyorsun ve su yazdiklarini düsünen ama dile getirmeyen de cok kisi var. Bunun bana özel sebebi bende sakli kalsin. Sana yazin icin tesekkür ediyorum.

PS1: Türkiye'deki futbol ulemalari, bir tek TR'de futbol ulemalari.

PS2: Rastlantiya bak ki gectigimiz cmtesi ben de Münih'teydim. Maclari izledikten sonra sehrin gece hayatina kaydik gittik. Münih seyahatin umarim güzel gecmistir. Cmtesi gecesi hafif yagmur ciselese de hafta sonu sahane bir hava vardi.

Mehmet Başak dedi ki...

Uzun zamandır bu kadar güzel bir yazı okumamıştım. Ellerine sağlık...

alperensaylar dedi ki...

"Sonra Emre güzel bir mac cikarip arkasindan basina o malum hareketi de yapinca Demirkol basladi Emre analizlerine.. Yahu bir olur, iki olur da az daha idam sehpasini koyup idam edeceklerdi Emre'yi. Biz o dönemde sözlükte savunuyoruz, bugün de savunuyorum. Bir hata olsa da bu denli yüklenme olamaz. Cantona'ya bakin dedim, neler neler yapmis ingiliz futbolunun en sevilen ismi olmus. Gascoigne'i isaret ettik.. ingiliz milli takimiyla yaptiklarina.. Effenberg basina degil kendi seyircisine orta parmagini digerlerinden ayirip göstermis.. Vesairesi coktur. Sucu vardir ama futbolun icerisinde olabilir bu gibi durumlar.. Ama Demirkol durmuyor, vuruyor da vuruyor.. Emre'nin babasi aciklama yapiyor, cocugumun yüzünde sivilceler cikti, birakin artik diyor.. Ama Demirkol ve basin durmuyor.. oha diyoruz yeter diyoruz kimse durmuyor.. Emre o zaman Galatasaray kökenli olarak biliniyor ve Demirkol ile bir cay icmemistir. Biz Eksi Sözlükte yazsak da sesimiz 500 kisiye ancak ulasiyor.. Yine de yaziyoruz, Cantona diyoruz.."


borges, harika bir yazı daha ama hastalık ve geç saat dolayısıyla belli başlı yerleri okudum. mehmet demirkol ile ilgili bir şey soracak değilim. yazılarının büyük bir bölümünü severek okurum. senin gibi dönem dönem benim de çok anlamsız bulduğum yazıları olmasına rağmen. fenerbahçeli olduğumdan olsa gerek lincoln ile olan olayı, yazıları beni pek ilgilendirmiyor dolayısıyla onunla ilgili bir şey diyemem.

fakat benim takımımda oynamasını bir türlü kabul edemedğim, sevdiğim 5 numaralı çubuklu formayı sırf o giyiyor diye almadığım adam ile ilgili yazdığın bir benzetmeye katılmadığımı belirtmek isterim. emre'nin bir zamanlar bu ülkenin en yetenekli genç oyuncusu olduğunu, hatta dünyaca ünlü dergiler tarafından genç yetenekler sıralamasında ilk 10 da hatta ilk 5 te gösterildiğini yani bir nevi günümüze uyarlamak gerekirse ülke ve oyuncu benzerliği bakımından hırvat modric gibi bir adam olduğunu düşünüyorum. tabi sonra gerek sosyal yaşantısı gerekse yıldızı parlayan bir oyuncunun gitmesi gereken son klüp inter'e gitmesiyla tabi ki tepe taklak oldu. şahsen benim için emre'nin futbolu dünya kupasından sonra oynadığımız italya maçının ardından bitmiştir. emre'nin o maçtaki harika oyunundan sonra değil inter'de newcastle'da bile 6 senede toplamda 5 maç falan göze batan bir oyun oynadığını düşünmüyorum. neyse konuyu saptırmadan şuna geleyim. emre ile benzettiğin(belki de bana öyle gelmiştir ama anladığım kadarıyla benzetmişsin) iki oyuncu cantona ile effenberg bence emre ile zerre alakaları olmayan iki oyuncudur. cantona'nın meşhur olaydan sonra futbola döndüğü ilk sezon sarı kart dahi görmediğini bilirsin. ki görmüş olsaydı bile futboluyla doyuran bir cantona vardı(varmış ya da o zamanlar yaş dolayısıyla pek bilemiyorum:). effenberg ise bambaşka bir oyuncudur benim için de. o hırslı yüz ifadesi bambaşka bir ifadedir. hiç bir futbolcu herhalde bir sezon boyuncu o yüz ifadesiyle, o hırsla oynayamaz. effenberg bayern için farklı bir oyuncuydu yani effenbergli bayern ve effenbergsiz bayern vardı o dönemler. ama işte emre bu değil. yani macaristan maçıyla başlayan ve sonrasında newcastle ile fenerbahçede devam eden o olaylar silsilesine rağmen emre'nin elle tutulur, gözle görülür bir oyununu göremiyorum ben. ne kadar takımımda oynamasını kabul edemesem de en azından oyun olarak hırsını, bağlılığını görsem bir futbolsever olarak "ama adam oynuyor futbolunu" derim. ama yok yok yok. emre sadece konuşur, birinin kafasını keser, kendi oyuncusunun arkasından yedek kulübesine giderken ".rspu çocuğu" diye konuşur. sonra da gelir bu emre ümit özat'tan yadigar formayı giyer, 20 dakikalığına da olsa fenerbahçe'nin kaptanlığını yapar ve en kötüsü aurelio gibi bir adama verilmeye layık görülmeyen 3.5 milyon doları alır.

neyse fazla saptık yine, emre konusunda dolu olmamdan olsa gerek:) kısacası bence emre'yi yanlış kişilerle kıyaslamışsın.

danny dedi ki...

Borges yüzlerce kez eline sağlık gerçekten mükemmel bir yazı olmuş. Spor basını ve yazarları hakkında söylediğin her cümleye sonuna kadar katılıyorum fakat yönetim basın ilişkisi konusunda ben biraz daha iyimserim.

Adnan Polat yönetiminin her ne kadar popularite peşinde koşan bir tarafı olsa da basın istekleri üzerine kararlar aldığını düşünmüyorum. Buna olsa olsa yöneticilik beceriksizliği/basiretsizliği denir. Bu sene Skibbe nin yollanışını biraz da geçen sene gelen şampiyonluk üzerinden değerlendirmek lazım. Adnan Polat bu sene Kadıköyde final oynamayı herşeyden çok istiyordu ve Kocaeli maçından sonra turu geçmek için takıma bir şok gerektiğini düşündü ve bir risk aldı. Aslında kafasındaki düşünce takım zaten avrupa maçlarında bir şekilde oynuyordu ve Bülent gelince de eksik olan motivasyon sağlanmış olacaktı tıpkı geçen sene gelen şampiyonluk gibi. Fakat Bülent Kaptan krizleri öyle kötü yönetti ki hem takım hem yönetim hem taraftar allak bullak oldu. Artık sezon sonunda devam etmesinin hem klübe hem kendisine daha fazla zarar vereceği aşikar. Skibbeyle yollar sezon sonunda zaten ayrılacaktı yani Bülent piyango gibiydi, tutsaydı ne ala sezon sonunda da devam edecekti fakat olmadı. Son olarak, her ne kadar çok büyük hataları olsa da Galatasaray Klübüne Saftig den evvel Fatih Terim i öneren isim olan Adnan Polat ın da takım yönetimini tamamen hocaya bırakma konusunda istekli olduğunu düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

dün saat 02,36pm deki yorumuma ek olarak rıdvan dilmen le ilgili birşey demek isterim.
son 6 aydır 1 senedir eskisi kadar izlemiyorum rıdvan dilmen i, hiç bir yorum programından zevk almadığım için bari güleyim, ekşın çıkar, eğleniyorum diye telegol izliyorum (2 haftadır altıma mçacak kadar gülüyorum hakkaten) ama eleştirilen rıdvan ın bile durmuş saat kıvamında sölediği doğru birşeyi de belirtmem lazım : hacettepe maçının üstüne yorum yaparken "ismi bende kalsın, takımdan bi topçu arkadaşla konuştum, haftaya hangi takımla oynayacaklarını bilmiyordu" dedi ve o beni cızzzz diye yaktı bitirdi.
burdan sözümün özüne gelecek olursam ; bu takımın topçularına profesyonelliğin, "gece mekanların kralı olurum, paso hatunlarla takılır takışırım, çıkar sonra topumu oynarım, bi de kontrat görüşmeleri var tabi" ekseninden farklı bir noktada olduğunu anlatabilirsek çok güzel olucak. gs lı bir vefakar olarak ben takımımdaki oyuncuların hacettepe maçının olduğu saatlerde fransa da stip-club larda takılmasını kaldıramıyorum.
ben konya dan binbir zahmetle ankaraya gidicem taraftar olarak, arda bey fransa da ceviz kırıcak.

arda turan dan bir sergen yalçın olsun istemiyorum ve buna ilkesizliklerin salaklıkların da oluşmasına, lincoln ü idare edemeyen adamların arda ya diyet borcu olarak baktığına inanıyorum.

.....................

galatasaraydaki sorun önce yönetimsel malesef.
.................

kısa birşey yazmak istedim yine çenem açıldı çünkü doluyum bu konuda.
takımdan 6 hafta kala istifa eden 73 yaşında, deplasmanların bir kısmına gitmeyen bir "teknik direktörü" seneye yine takımın başına danışman olarak getirirseniz zaten çarpıklıkların girdabını yaratmışsınızdır. skibbe nin altını oyuyorsanız ve arkasındayız diyorsanızda bu girdabın içinde zaten yokolmuşsunuzdur.

schuster deniyor, real madrid de çalışmış, getafe ye çok şey katmış sıkı bir hocayla çalışmak bencede çok iyi fikir ama yıllarca yaşamak istediğimiz "öz evlatlarımızla başarı" masalını yaşamak ve ilerde de söleyebilmek istiyorsak, bence bülent korkmaz a istikrar adına şans vermek zorundayız. fergie örneğini veremiyorum aslında, derinlemesine düşündüğümüzde fergie united a aberdeen le nice nice başarıları yaşadıktan sonra geldi. kendini kanıtlamıştı zaten. bülent te böle bişey sözkonusu değil ama korkmaz hoca kendi masalını yazacaksa "iyi futbolcuları yönetebilmeli, daha önemlisi iyi oyuncularla oynamak istemeli."
lincoln e mehmet güven i tercih eden bir hocayı bende istemiyorum. osurukspor un sağbeki ni almak isteyen hocayı da istemiyorum. ribery i alın diyen yok, messi yi isteyecek kadar salak olsam internet kullanmayı bilmezdim en basitinden ama gs ın büyüklüğünü, oyunculuğunda kavradığı gibi hocalığında da kavramalı bülent korkmaz. iyi ve büyük oyuncularla çalışmak istemeli, minimal olmamalı, çünkü öyle bir bakış açısıyla gs da barınamaz. (fergie örneğiyle ilgili tek ortak nokta, yıllar boyu sabır edebilmek, gerekirse 3 4 sezonu bekleyebilmek ve bu hanedanı yaratabilmek.)
iş yerinde tv izleyemiyorum ama izleyen olursa da buraya mehmet demirkol un bu borges in müthiş yazısı ile ilgili yorumunu yazmasını rica edicem. yorum yaparsa tabi.

Adsız dedi ki...

Bugün bu yazıyla ilgili Mehmet Demirkol cevap verdi:)

Adsız dedi ki...

emre sahada olduğu sürece emre taraftarıyım dedi. döneklik böyle bişey olsa gerek

seanpenn dedi ki...

spor servisi programında değindiler borges in yazısına çok basit bi açıklama yaptı daha doğrusu kestirip attı demirkol güzel yazı ama gerçek değil dedi

Borges dedi ki...

Su an is-güc arasinda hicbir seye bakamiyorum ama aksam 5-6 gibi NTV internete programi koyarsa biz de aciklamayi görmek/duymak isteriz..

mondo trasho dedi ki...

ben bu büyük emek verilmiş yazıya verilen cevaptaki pişkinliğe takıldım. demirkol ve program arkadaşı akdağ, yazının ihtiva ettiği ağır tespit ve analizlerin rasyonelliğinden içten içe rahatsız olmuşlardı belli. ama bu rahatsızlığı, oluşan cevap haklarını tam bir şarklı gibi kullandılar. bu bloğun yazarını zaman zaman küçümseyen, "dünkü çocuk" tavrıyla tanımlar bir şekilde davranan ikili resmen bu yazının derinliğinde boğulup gittiler. elbette zaman ayıracak halleri yok uzun uzun ama ama cevap hakkı için kıymetli olan o kısacık vakitte alaycı gülümsemeler ve "bizi de fenerli yazar addetmiş beyefendi" şeklinde özetlenebilecek, "arkadaşımız hemen etiket yapıştırmış bize" şeklinde budaklanabilecek bir argüman salkımıyla kendi(leri)ni savundular. hele hele demirkol'un "ben emre'ciyim" derken ki siniri bu yazının nasıl içine oturduğunu kanıtlar gibiydi. yanına da promosyon arda ekleyip "arda'cıyım da" demesi tatlı su kurnazlığının yeni ama bayat bir örneğiydi. benfica maçı gibi 10 maç oynasın, lincoln'ü de överim dedi ki ben hemen sayarım aslında 10 tane maç. eğer iyi futbol ve futbolcudan yana tavır alırken öne sürdüğü kıstas kıstas emre belözoğlu ise!

çağrı dedi ki...

Demirkol'un savunmasının magazinel değeri dışında hiç bi işlevi yok benim gözümde.Biraz "görebilen" insan zaten bu yazıyla paralel düşünüyor.Arada kalan şaşkalozları da şark kurnazlığıyla uyutmaya çalışıyor işte.
Ama bi dönem hemen herkesin(ben dahil) tarafsız addettiği bir ismin artık maske arkasının görünmeye başlaması umut verici.
İnsanlar uyanıyor Sayın DEMİRKOL!!!

Başkanson dedi ki...

-hesabımız varmış login olduk artık- diyip, mehmet demirkol un yorumları varmıdır diye sorduğumda gelen cevaplardan yola çıkarak birşeyler sölemek isterim ; Sayın Fuat Akdağ'ın (ben iyi niyetinden şüphe duymuyorum, kendisini gerçekten seviyorum) "evet mehmet adam haklı" demesini beklemiyordum zaten. Bununla birlikte "dünkü çocuk" tadında bir yaklaşıma girmişlerse, bugüne kadar programlarında söyledikleri pek çok şeyi inkar etmiş ve müthiş bir yalanın içine düşmüş olurlar bence. Futbol oynamanın ve futbolu bilmenin kriteri nedir mehmet ve fuat beyler ? Profesyonel futbol oynamak mı ? Profesyonel anlaşmalar sonucu gazetelerde yazı yazmak mı? İllaki futbol oynamak gerekir yargısı üzerine pek çok sözü olan bu ikili eğer ki cevap verirken bu tarz bir tavıra girdilerse, bu kadar sene onları makul aklın dahilinde olarak boşuna değerlendirmişiz demek isterim. Onlar da işlerine geldiği kadar modern ve demokrat olan yurdum insanları arasında sıradan iki kişiden fazlası değildirler malesef. Malum güzel yazının sonucunda Mehmet Demirkol a sallamak gayesine girecek kadar bilinçsiz kişiler değiliz, kendisini hala algılayabildiğimiz iyi niyeti ve insaniyeti ölçüsünde seviyoruz ve kendi adıma selçuk yula ve bilgiç çifti nin çok ötesinde de hem seviyor hemde sayıyorum ama bu yazının da doğru olduğu kabak gibi ortada olan kısımları vardır ve Mehmet Demirkol da ilk kez bu derece eleştirilen bir konumda olarak diğer insanlardan pek bir farkı olmadığını, öyle "eğitim, sempati empati, felsefe, kendini gerçekleştirmiş insan" mevzularıyla aslında o kadar da içli dışlı olmadığını görmek bizim için önemlidir.
Bugünün en önemli olayı, blogların basın da güç haline gelmesidir. Bu, bir yazara gözü kapalı saydırma olarak da olmamıştır. Sansasyon amaçlı değildir ve futbolla ilgilenen kişilere bakış açısı katan bir yazıyla olmuştur. Güzel gelişmeler ve olumlu olaylar, yaşasın bağımsız spor yazıları diyorum, çay içmeden, başkalarıyla samimi olup yutkunma gereği duymadan...

Gala's dedi ki...

mükemmel tespitler. tebrik ediyorum. hiç sıkılmadan okudum ve herkez okumalı bu yazıyı.

Alper Öcal dedi ki...

Arada ufak detaylarda hem fikir olmasam da yazıya bütün olarak katılıyorum Orhan. Bu kadar açıkyüreklilikle bunları yazabilmen de çok hoşuma gitti ama
objektiflik, sözkonusu yorumculuk olunca içi boşalan bir laf zaten. Sana bir yaşanmış, ortada olan bir gerçeği değil kendi bakış açısını anlatıyor bu adamlar. Bunun üzerinden para kazanıyorlar.

Sürekli tekrar ettikleri zaman o kadar cazip gelmeyecektir, dolayısıyla arada sırada kendilerini yalanlamaları normal.

Bu işin ustası da Hıncal Uluç'tur.

Dinlerken, "yahu daha 6 ay önce başka şeyler diyordu" bu adam dersiniz, sinirden patlıcan gibi olursunuz ama yapabilecek birşey yoktur. İnsan değişir deyip geçmek lazım.

Bu kadar içten pazarlıklı olmaları beni de fıtık ediyor ama sonuçta yorumdur. Yeter ki yorumu sunarken yalan yazmasınlar, yoruma kaynak olarak aldıkları haber, olay vs... gerçek olsun. Mehmet Demirkol Alex'i sevmeyebilir, beter ol der geçerim ama "Alex Anelka'ya pas vermiyor" derse o zaman iş değişir.

Bu bakımdan Türkiye'de asıl falakaya yatırılması gereken, üzerinde konuşulması gerekenler yorumculardan ziyade muhabirlerdir ya da yorumlarını böyle yalanlar üzerine kuran yorumculardır.

Futbola merakı olanları kışkırtan, onları dolduran haberdir. Yorumdan ötürü doluyorlarsa eğer biraz akıl fikir hepsine. Allah sana da beyin vermiş, tapınmadan önce 2 dakika düşünüver bir zahmet.

Adnan Polat, Aziz Yıldırım vs... dahil.

Flying Dutchman dedi ki...

Şimdi Borges ancak okuyabildim

işin Adnan Sezgin tarafına hiç girmeyeceğim orada baştan sonra hemfikir olduğumuzu biliyorsun...

Basın ve Mehmet Demirkol tarafı ikili bir diyalogdur ona karışamam ama yıllardır Türk futbolu hakkında bu kadar önemli tespitler yapan bir adama çok fazla yüklendiğini düşünüyorum genel anlamda...Demirkol iyi bir alternatiftir Türk basınında, çok sinsi işler peşinde olduğunu sanmıyorum...en azından şimdilik ileride ne olur bilemem

Yalnız benim gördüğüm bu Lincoln hadisesinin üzerine çok gitmen. Bu konuda beni fikrimi biliyorsun...burada sorulacak net soru şudur? Lincoln oynadığı 2 yıllık sürede Galatasaray'a ne vermiştir, ne gibi bir sınıf atlatmıştır, bu sene iyi oynadığı 2 ay dışında ne form tutmuştur da bu kadar krediye sahip olmuştur? Cantona örneği verilmiş de Cantona o tekmeyi attığında United'ı şampiyonluğa taşımış bir adamdı..Beni öncesi sonrası şu bu ilgilendirmiyor...(madem Bülent Korkmaz hadisesinde onu suçsuz buluyorsunuz, Brezilya'ya kaçışlarını gözardı ettiniz, yazıda da hiç bahsedilmemiş, sonraki dönemi atalım...hiç oraya girmiyorum) Hamburg maçında oyundan çıkma tabelası kalktığı ana kadar Lincoln Galatasaray'a ne vermiştir ne kredi yapmıştır ki bu davranışı yapma ve hoca ile zıt gitme hakkını kendinde bulmuştur ve siz de o hakkın varlığına inanıyorsunuz....yani misal o sürede Lincolnün yaptığı katkının 150 katını veren Mehmet Topal aynı şeyi yapsa o formanın kutsallığından girilip Metin Oktay'ın terlettiği forma edebiyatından çıkılır mıydı?

Benim merak ettiğim budur

Borges dedi ki...

Flying Dutchman: Lincoln Hamburg macinda cikmadan önce verdigi asist gol olsaydi bugün ne verdi diye bir soru olmayacakti o mac icin.. Golde yaptigi depar da keza önemli degildir. Yaptigi 20'nin üzerindeki asist, aldigi maclar da önemli degildir. Bunlar görülemiyorsa benim "sunu vermistir" diyebilecek durumum yok. Bir orta saha oyuncusu sizi gol ile burun buruna getiriyor, daha baska ne verebilir ben bunu bekliyorum daha cok.

Hacette macinda al at demis.. Hamburg macinda gözü kapali Nondayi gol ile bulusturmus, Ligde Ankara deplasmanlari, Besiktas maci, Trabzonspor maci ve keza Fener maci.. Benfica, Berlin maclari.. daha Skibbe ile son macinda bir gol bir penalti.. Yahu ne verecek daha ?

Simdi madem ki bu konuda anlasamiyoruz istatisteklere bakiyorum.. Misimovic'den Ribery'e kadar.. Kim kac asist yapmis kac gol atmis ve Lincln ne yapmasini bekliyorsunuz, ucmasini mi ?

Mayislar.Blogspot.com'da Mehmet Demirkol-Fuat Akdag ikilisinin de konu ettigi Lincoln istatistikleri vardir, buyrun okuyun onun olmadigi maclari oynadigi maclarin analizine girisin belki ne vermistir sorusunun cevabini alabilirsiniz.. Cok üzgünüm ki ben bu cevabi veremem, versem de bir sey ifade etmeyecektir, belki sen bana Bülent kOrkmaz ile muhtesem futbol acilimlarini aciklarsin..

Mehmet Topal oynamadigi zaman Baris Özbek girer ve cok iyi de oynar.. Olmadi Ayhan.. Olmadi sabri bile. Lincoln olmadigi zaman bu takim hicbir sekilde hucum aksiyonu gerceklestiremedi. Keza ben de sana sormak isterim, Bülent korkmaz ne vermistir diye.. Misal Babbel,Ertugrul Saglam ve daha niceleri kendi oyunculari olmamasina ragmen bir basari sagliyorsa Korkmaz ne yapmistir ?

E birakin gecmis maclarda yirmi kusur asist yapmasini.. Sadece Hacettepe macinda Yaser golleri atabilseydi Lincoln bugün yine sampiyonluga giden yolda en önemli adimi attiran oyuncu olacakti, hala daha ne vermis diyorsunuz..

Sunun da cevabi aranmalidir: Korkmaz ya da Demirkolgibidüsünenler olmasaydi, son macinda bir asist bir gol ile oynayan Lincoln daha neler verebilirdi takima ? Zira o Schalke takimina sinif atlatmis, Sampiyonlar Ligine cikarmis hatta Fenerbahceyi de saf disi birakip üst turlara cikarmistir takimi filan..

Bülent Korkmaz, Galatasaray yönetiminin absürd kosullarindan dolayi kendisine gercekten ikinci bir sansi taninmayi hakediyor.. Ama bugüne kadar yaptiklarindan dolayi degil.. Lincoln en azindan bir sey vermistir, digerini göremedigimiz halde sayfalar dolusu yazi yaziliyorsa oturup biraz daha iyi analiz edilmeli..

alessandro del piero dedi ki...

flying, bence galatasaray'da neler olup bittiğini fazla izlememişsin sen bu sezon, yoksa hala hamburg maçında lincoln'ün verdiği tepkiye takılıp kalmazdın.. hemen o maçtan sonra blogunda tamamıyla lincoln'ü kötüleyip bülent'i haklı bulan bir yazı yazmıştın ve o günden bu yana geçen günler gösterdi ki lincoln ve skibbe bu sezon galatasaray'ın en çok iş yapan iki adamıyken aynı zamanda en çok da yerden yere vurulan kişiler oldular. onlar varken ne kadar umutlu bir durumdaydık, onlar bitirilince ne hallere düştük.. bence hala eski noktalara takılıp kalmanın hiçbir anlamı yok..

Flying Dutchman dedi ki...

önce

@alessandro del piero

ben bugün hala o konuda "Bülent Korkmaz"ı değil Galatasaray hocasını desteklerim o günkü harekette...yani Bülent olmuş, sarı çizmeli mehmet ağa olmuş farketmez...bunu çok söyledim, ayrıca blogu takip eden bir okuyucu olarak gözden kaçırmış olabilirsin ben Skibbe'nin de kalmasından yanaydım...ben bir hoca ile sezonun bitirilmesini düşünürüm hep çok ekstrem durum olmadıkça...dolayısıyla hadise skibbe-bülent hadisesi değil...ayrıca bülent bizi bugün şampiyonluğa ve UEFA kupasına taşısa o olayda haklı mı olacaktı yani...o gün gelecekte ne olacağını bilmiyorduk ki...o günün şatlarında fikrimizi söyledik hala arkasıdayım

borges sağol görüşlerin için de olayı korkmaz-lincoln çekişmesi üzerinden inceliyorsunuz burada büyük bir yanlış var...atın oradan bülent'i galatasaray hocası olarak bakın...kenardaki adamın başarı düzeyine göre lincoln'ün hareketini yargılıyorsunuz...bu mantıkla lincoln o hareketi fatih terim'e yapsa haksızdır ama bülent'e yapsa haklıdır gibi bir şey ortaya çıkıyor...

ben "lincoln ne yapmıştır?" diye sorarken "çok iyi şeyler yaptıysa hareketi hoş görülür" düşüncesine varacağım için yapmadım zaten...benim için o hareketi hagi yapsa da aynı şeydir, uyarılmalıdır, hareketinin nelere yol açacağı hakkında kulağı çekilmelidir...ben burada olayı her türlü değişkenden bağımsız yorumlamanızı rica ediyorum...bunun ötesine geçip "lincolnün raporunu" sorma nedenim bir de çok üst düzey performansı yokken bu hareketlere girmesi üzerinedir..

CaRtMaNtR dedi ki...

Macaristan maçındaki malum hareketten sonra uzun sürem Emre için (ki karakter olarak hiç bir şekilde sporculuğa yakışmayan biri olduğunu düşünüyorum) "Hala Kaptan" söylemini kullanan biriydi.

Bu kadar kısa zamanda Hala Kaptan'dan; ben emreciyime atlayabilmek ilginç bir şey olsa gerek

Borges dedi ki...

Flying Dutchmann: Tamam, teknik adamlari konu disina itelim. Biz dedik ki oyuncu yönetimi ve idaresi cok önemlidir bu isin piri de Ferguson'dur, Hitzfeld'dir filan..

Simdi Christiano Ronaldo ayni durumu gerceklestiriyor, bakar misiniz Sir'ün yaklasina ?

"Demek ki o oyunda kalmak istiyor, oynama arzusu var" vesaire..

Emre, Aragones'i dövecekti yahu.. o yasli adama acidim, hala emreyi sevmeye calisiyordu, bunlar da teknik adam, bunlarin da gururu-serefi var..

Ama Bülent Korkmaz analizi icin beklemelidir, isler cok karisik benim anladigim kadariyla.. Korkmaz, bunu hakaretten dolayi degil baska baska nedenlerden dolayi gerceklestirmis olma ihtimali fazla. Yönetimin actigi boslukta güclü olan oyuncularin zorlamasidir.. Yani cok kolay" su kötü" diyemiyoruz ama sonucta karari veren ve bunun da sonucuna katlanan .-schuster- kendisidir.. suclu aslinda yönetim olmasina ragmen..

Lincoln'ün verdigi tepkiyi eminim ki her hafta bir ülkenin bir takiminda birisi veriyordur, hep de verilecektir. Nobresinden klinsmann ina kadar.. Yahu klinsmann trapottoni döneminde reklam tabelalarini ezip gecti, lincoln'ünki nedir ki ?

Olagan oyuncu tepkisidir..

t2 dedi ki...

eline sağlıkkkk ...

busker dedi ki...

"Yazmak Üzerine" bir kaç kelam edeyim ben. Bu yazının "yazımı" nın tamiyen zeka belirtileri göstertmediğini gayette bir "alçakgönüllük" ile gösterirken siz, hitabetinizdeki ironik alaşağı edicilik yazdığınızı okuyucudan zeki yapmıyor maalesef. Bu da yazmak istediğiniz konunun aslında gerçektenten de dadaist sapmalar ile bir arada futbol ile hiçte alakası olmayan bir kertede konuşlandığını gösteriyor. ee.. tek bir soru belkide, skor ve istatistikse derdimiz, Lincoln 20ye yakın gol pası vermişse, biz futbolu Beck i filan niye izleme gereksinimi duyuyoruz? Belkide bunların hepsi post kapital şakalardır değil mi?
Artı;
Ha yani eğer derdimiz "zaten öylesine yazdım" ise insanlar hakkında fikir beyan ederken biraz daha az "zeka belirtileri gösterdim" olsun... Renksiz olun da; griliğinizi renkten saymayın der geçerim.

Son bir ekleme de yapayım; neden acaba biz mevcut bu kadar "hata" var iken bu metni okuma derdine girdik bunu bi düşünmeniz gerek kanımca.

Borges dedi ki...

"Yazmak Üzerine" bir kaç kelam edeyim ben. Bu yazının "yazımı" nın tamiyen zeka belirtileri göstertmediğini gayette bir "alçakgönüllük" ile gösterirken siz, hitabetinizdeki ironik alaşağı edicilik yazdığınızı okuyucudan zeki yapmıyor maalesef."

Okuyucu dediginiz kimdir sizin ? Sabit bir sekilde zeka ortalamasi olan insan midir ? Okuyudan zekiyim ya da okuyudan cok aptalim, nedir ki bu simdi ?

"Bu da yazmak istediğiniz konunun aslında gerçektenten de dadaist sapmalar ile bir arada futbol ile hiçte alakası olmayan bir kertede konuşlandığını gösteriyor."

Futbol ile neden alakasi olmasin ? Ben bunlari Eksi Sözlükte milyon kez yazdim, cizdim.. Acin bakin Mehmet Demirkol basligina.. Son olarak Spor servisinde böyle bir yorumu görünce gecen hafta, bunu oturup yazdim konusur gibi. Simdi burada daha baska nasil bir niyet cikartma pesindesiniz ? Siz dogru yere yorum yaptiginiza emin misiniz ?

"Lincoln 20ye yakın gol pası vermişse, biz futbolu Beck i filan niye izleme gereksinimi duyuyoruz?"

Beck sag bektir, Lincoln ofansif orta saha. Burada kurulan bag nedir ? Istatistiklerin her seyi anlatmadigini söylemek istiyorsaniz her oyuncunun ofansif katkisini bir sekilde istatistikler belirler. En azindan istatistik net bir gercegi gözler önüne serer.. Ve hicbir sey ifade etmiyorsa da gollerden önceki pasi vermis oldugunu söyler size.

"Ha yani eğer derdimiz "zaten öylesine yazdım" ise insanlar hakkında fikir beyan ederken biraz daha az "zeka belirtileri gösterdim" olsun... Renksiz olun da; griliğinizi renkten saymayın der geçerim."

Benim rengim bellidir zaten.. burada zeka kompleksine neden giriyorsunuz onu anlamis degilim, sorun daha cok niyetin aciga cikmasidir ve bunun disinda bir galatasaray yönetimi analizidir, edebi bir yazi degildir. Türkce karakter ve anlatim bozukluklari olmayablirdi eger ki 13 sayfa yazi ve her gün atilan postlar olmasaydi. Milliyet de kösem olursa haftada üc kez yazdigim üc satirlik yazida hicbir hata olmayacagini size garanti ediyorum..

Saygilar..

Gökhan "Göko" Açıkel dedi ki...

Bu kadar güzel bir yazıyı okuduktan sonra valla yorum yapmadan geçemeyeceğim. Hocam bu ne büyük bir cevherdir. Ben bu blog yorumlarını neden daha çok sevdiğimi böyle yazıları okuyunca daha iyi anlıyorum. Bizim burada bulunduğumuz dünyaya "amatör işi" yorumu yapanlara da saygılarımı sunuyorum. Malesef profesyonellik bizim ülkemizde tanıdıklardan geçiyor. Yoksa amatör kalmaya mecbursun. Ta ki şans kapıyı tıklayıncaya kadar da o da ihtimaller göz önüne alındığında...

Lincoln TR ye gelmiş faydalı olabilecek en büyük transferlerdendir. Bunu da etkisiz ve pasifize hale getirmekte FB li medyanın görevi. Bizde bunu görüp savunabilecek yetenekte, ne yönetim vardır, ne de yorumcu veya yazar. Sen, ben ve bizleriz bunu onların gözüne sokacak olanlar. Saygılarımla.

Murat Üzüm dedi ki...

Şu anda programın tekrarı yayınlanıyor ve Lincoln'e haksız sataşmalar devam ediyor, Mehmet Demirkol ben iş olarak bakıyorum Devrim ise taraftar olarak bakıyor diyor peki Felix Magath ne olarak bakıyor?

Bana göre Lincoln bu sezonki performansını UEFA'da ve Bundesliga'da sergilese kendisine en az Diego kadar paye biçilirdi

Diego ile Cassio arasındaki fark Werder Bremen takımı oyuncularının Diego'ya bakış açısıyla Galatasaray takımı oyuncularının Lincoln'e bakışı arasındaki uçurudmur.

Farazi olacak ama misal olarak veriyorum bugün Diego Cassio ile takas edilse eminim Diego da aynı akıbete uğrayacaktı (bu adam niye fazla para alıyor, niye bacak arası yaparak adam geçiyor vs.).

Adnan Polat yönetiminin bu sezon yapacağı en büyük transfer Lincoln'ü elde tutmak ve hatta kontratını uzatmak olacaktır.

Nós te amamos Lincoln

Sevgilerimle

rustedsoul dedi ki...

Ya bu yere göğe sığdıralamayan, Juventus'un bağlamak için peşinde 4 döndüğü Diego, sezon başında ben gidiyorum diyip olimpiyatlara katılan Diego di mi?

Juventus'ta hiç anlamıyormuş bu işten valla. Sen kalk disiplinsiz, ahlaksız bir adama 10'larca milyon euro dök... Halbuki alsa lar ya onun yerine Mustafa Sarp'ı, hem bonserviside elinde.

lowrider dedi ki...

Yazi cok guzel olmus. En son yazilan Murat Uzum'un yorumu ayrica onemlidir kanimca...

scapula dedi ki...

Son 48 saatte kafamın bir köşesinde hep bu yazı vardı. Önce okumak, sonra da bir şeyler yazmak için fırsat arıyordum. Biraz yoğun birkaç gün geçirdim, dolayısıyla yazıyı okuyamamıştım; dün okuma fırsatı buldum, şimdi de bir şeyler söyleme... Herneyse, zaten uzun olacak, bir de girizgâhı uzatmayayım.

Girizgâhı uzatmayayım dedim ama şunu da söylemem gerek. Bu muhteşem yazıyı print ederek (böyle daha kolay oluyormuş), hatta altını çizip notlar çıkararak okudum (Son üç senede herhangi bir ders için yapmadım bunu, yapsam şimdiye okul bitmişti) ve müsaadenle ben de birtakım eklemeler yapmak istiyorum. Konuşur gibi yazıyorum demişsin ya, ben de sen konuşurken karşında ben varmışım gibi arada lafını kesip müdahele eder gibi yazacağım. Kimi zaman karşı çıkıp, kimi zaman "evet, şu da var" diy farklı bir done sunarak. Karşı çıkmak derken, senin ("sen" diyorum, yoksa bu kadar uzun yazıda resmiyet çekilmez. :]) deyiminle 45 post uzunluğundaki bu yazıda elbette ayrılacağımız noktalar da vardır, ama bunların çok küçük ayrıntılar olması sevindirdi beni.

O hâlde başlayayım artık.

Polat yönetimi Demirkol'ün dedigi gibi secme kabiliyeti olmamasindan dolayi beceriksiz degildir aksine cok iyi adamlari teknik adam olarak takimin basina getirmistir buna Bülent Korkmaz dahildir. Keza oyuncu konusunda da inanilmaz bir basari vardir ve bu yönetim bu acidan isbilir durumdadir. Yalniz bu Galatasaray yönetimi teknik adamlar icin olabilecek en kötü kosullari yaratmak adina varini yogunu ortaya koymustur mesele secmek degil o insanlarin basarili olmasini istemeyecek sekilde hareket etmesidir. Gerets örnegi cok iyi anlatir belki de.. (...) Eger böyle bir yönetim olmamis olsaydi bugün ben Bülent Korkmaz'in bir yil daha takimda kalmasini isterdim. Etik olarak dogrusu budur isin. Burada bir kazanim cok da kolay degil lakin olursa eger meyvesi uzun yillarca yenebilecek konumdadir. Bu sorunlar ve yönetim altinda caylaklik etmis olabilir yine de bu Bülent Korkmaz'in degerini belirlemiyor.. Son iki macta oynattigi futbol fena degildir, zaman verilirse kesinlikle bugün cizdigi görüntünün cok daha güzelini gerceklestirebilecektir. Genctir, azimlidir, oyunculariyla mac sonrasi sevincini gördüm, oynattigi futbolu da.. Fena degildir bana göre.Cok kötü kosullarda takimin basina gecti. Takimdaki gruplasmanin nedeni Bülent Korkmaz degildir.. Yönetimdir. O bunu sadece belki de oyuncularin gücünden korkup yönetememistir, sorunu büyütmüstür.İlk olarak, Bülent Korkmaz'ın çok iyi bir teknik adam olduğuna katılmıyorum. Sanki burada anlatımı kuvvetlendirmek için biraz mübalağa etmişsin. Bülent Korkmaz'ın hatalarının asıl sorumlusunun Galatasaray Yönetimi olduğunda hemfikirim. Bu çok açık zaten. "Enkaz devraldık." diye çirkin bir teknik direktör klişesi vardır ya hani, önceki teknik adamı yerin dibine sokma çabasıyla söylenen. Bülent Korkmaz, gerçekten de bir enkaz devraldı; ancak bu enkazın sorumlusu Skibbe değil, yönetim tabii ki. İronik aslında, Galatasaray tarihinin en iyi teknik direktörlerinden birinin yönettiği en iyi kadrolarından biri, enkaz hâline geldi. Öyle ki yapılan şok operasyonlarının dahi hiçbir etki sağlayamadığı bir enkaz... Tek sorumlusu, yönetim. Nedenlerini harika bir şekilde vurgulamışsın zaten.

Ancak... Yönetim bir kriz ortamı bırakmış da olsa Bülent Korkmaz'ın eline, o krizi bu kadar kötü yöneten bir adam, çok iyi bir teknik direktör değildir. Çok iyi bir teknik direktör, Galatasaray'la küme düşme hattındaki takıma karşı "atalım da yatalım" mantalitesiyle de oynamaz. Harry Kewell'ı 92. dakikada oyuna da almaz. "13 puanlık" maçta yenik durumdayken Kewell'ı Mehmet Güven'le değiştirmez. Hadi Hasan'ı, Karan'ı mecburen oyuna almış kabul edelim (ki öyle olmadığını sana kanıtlayabilirim) Tarihin en önemli maçlarında, gole ihtiyacı olduğu dakikada takımın en gole yakın futbolcusunu oyundan da çıkarmaz. Bülent Korkmaz, dersine iyi çalışmamış, ezberci bir öğrenci. "Takım 10 kişi kaldıysa, 10 numara oyundan çıkarılır." gibi eski müfredattan bilgiler aklında kalmış, ancak konu hakkında daha derin araştırma yapmayıp üstünkörü üzerinden geçtiğinden, elindeki Lincoln'ün klasik 10 numara olmadığından bihaber. Ha yine yönetime dokunur ucu. Adama ÖSS'ye haftalar kala "Sınav var." dersen, öylece üzerinden geçecektir tabii, giremeyecektir işin ayrıntısına. Yine de, tüm yaptıklarıyla Bülent Korkmaz, çok iyi bir teknik direktör değildir. Fena değil bile değildir; fenadır. Ama demişsin ya, "Bülent Korkmaz bir yıl daha kalmalıdır, doğrusu budur." diye, ona canıgönülden katılıyorum işte; düşüncem şekil olarak farklı olsa da. Bülent Korkmaz'ı bu hâliyle Galatasaray'ın başında bir sezon daha teknik direktör olarak tutmak, Hasan Şaş'ı bu göbeğiyle oynatmaktan farksızdır bana göre. Ucu yine kendisine dokunur. Ama Bülent Korkmaz'ın Galatasaray'a verecek daha çok şeyi vardır. Bülent Korkmaz, evet, çok kotü bir teknik direktördür ama Galatasaray ona iyi teknik direktör olma şansını vermekle yükümlüdür. Bu, Galatasaray'ın birinci dereceden sorumluluğudur. Bu nedenle vakit şimdi Bülent Korkmaz için Berndt Schuster'in yardımcısı, Galatasaray'ın bir sonraki hocası olma vaktidir. "Schuster kim ya?" dememek kaydıyla tabii! (E tabii bir de Galatasaray'ın belirli bir plan dahilinde yönetilmesi, anlık kararlar alınmaması, Schuster'in ilk tökezlemesinde gönderilmemesi gibi farklı etmenlerin de ön şart olarak gerekliliği söz konusu ama iş burada Bülent Korkmaz'ı aşıyor. Apayrı bir yazı konusu bu, ki umutsuzlukların asıl kaynağı orada yatıyor.)

Yazının ilerleyen bölümlerinde şöyle de bir olasılık belirtmişsin;

Bülent Korkmaz, Lincoln'e tavir aldi belki istemedi ama almak durumunda kaldi. Zira oyuncular Skibbe'yi gönderdi.. Lincoln'ü kayiriyor diye.. Düsünün siz durumun vehametini. Korkmaz eger kayirmiyor görüntüsü cizmeseydi ayni oyuncular Korkmazi iki macta da belki gönderecekti. Yönetimin sagi solu belli degil, prensip-ilke denen seyler ugramiyor bizim köye ve her an her sey olabilir. Skibbe'yi alan zihniyet bilincli bir atilimi gerceklestirecek olsaydi bu seneyi cöpe atar ve sene icerisinde oynanan futboldan gelecege dogru kendisine yön cizerdi. Daha ücüncü macta bitirdiler Skibbe'nin isini.. Gerets de keza.. Korkmaz'a da bu sorunlar yumagi kaldi ki onlar kararlari almak durumunda kaldi. Hicbir teknik adam kendisi gelesiye kadar tüm takimin ofans yükünün bel kemigi durumunda olan adama tavir almaz.Burada yanıldığını umuyorum. Umuyorum ki Bülent Korkmaz sadece kötü bir teknik direktördür, kötü bir Galatasaraylı değil. Michael Skibbe, Erik Gerets yahut Mircea Lucescu... Bu kişiler kovulmamayı, maaşlarını düşünüp hareket edebilirler; en nihayetinde Galatasaray'a ekonomik bir düşünce çerçevesinde gelmiş yabancı birer teknik adamlardır. Yarın bir gün Ersun Yanal gelse yine kendisini düşünebilir; Galatasaraylı değil, sadece profesyoneldir zira. Ancak Bülent Korkmaz, yükselmek için Galatasaray'ın omuzlarına basmamalıdır. Basmaz da. "Yönetim böyle istiyorsa Galatasaray için doğru olanı budur." gibi bir kolaycılık düşüncesi içerisine de girmez. Kendi doğruları, Galatasaray'ın doğruları doğrultusunda hareket eder. Yani ben öyle umuyorum. Buna olan inancım sarsıldı ama hâlen bu şekilde düşünmek istiyorum. Bülent Korkmaz'ın kötü bir teknik direktör olmasını, kötü bir Galatasaraylı olmasına tercih ederim. Çünkü Bülent Korkmaz gibisi pek fazla yok Galatasaray tarihinde.

İnancım sarsıldı diyorum ya; bu yıl öyle bir yıl ki, Galatasaray özelinde her konuda inancım sarsıldı aslında. Ya her şey hep bu kadar çirkindi de ben işin içine biraz daha girmeye başladıkça fark ettim -ki muhtemelen öyledir-, ya da gerçekten içler acısı bir hâle geldik. 23 Mart 2002'den, Özhan Canaydın'ın Galatasaray Başkanı olduğundan beri; Galatasaray, Galatasaray değil. Bülent Korkmaz, inancımı sarsacak son kişiydi belki, ama o da oldu işte. En doğrusu, hiç gelmemeliydi bu kadar kirli oyunun döndüğü yere, Hagi gibi yapmalıydı, ki ben o gün yazmıştım "Hagi, Bülent; Galatasaraylıysanız gelmeyin bu takıma, bu kirli oyunun parçası olmayın. Yoksa yazık ederler size." diye. Hagi gelmedi ama Bülent Korkmaz geldi. Üstelik parçası da oldu bu işlerin. Sana bir fotoğraf göndereceğim şu yazı bitince, o fotoğraf benim Galatasaray'a dair umutlarımı tekrar gözden geçirmeme yol açan fotoğraf, artık sen nasıl yorumlarsan... Hem teknik, hem idari olarak Bülent Korkmaz da suçlu Borges. Ya da Orhan Abi, nasıl hitap etmemi istersen.

Bağlantım kesildi ve önizleme tuşuna basınca yazdıklarımın bir kısmı gitti maalesef, şükür buraya kadarkileri kurtardım. Tekrar yazmaya mecâlim kalmadı, bazı konuları kısa kısa geçeyim.

Skibbe'ye dair;

Bu kosullarda bir teknik adam disiplin saglayabilir mi ? Saglayamadigi icin suc nasil teknik adamin olabilir ve yönetimin her kademesinin futbola el atmasinin absürdlügünü de ekleyin.. Belki üclü defans dahi kesemedigi oyuncusunun yarattigi kaosun bir parcasidir, kim neyi biliyor ki ? Feldkamp gibi kati disiplinli ve prensip sahibi adami dahi istifa ettirmistir bu yönetim.. Bütün yöneticiler teknik direktör, takima teknik adamin etkisi yok..Kesinlikle çok doğru bir yaklaşım. Michael Skibbe'nin Galatasaray'da tercih edilmesine yol açan en önemli unsur, kontrol edilebilir olmasıydı. Yönetimle işbirliği içinde çalışmayı kabul etmişti Skibbe. Bu aksak planın takımı başarıya götürmeyeceği de açıktı maalesef. Skibbe'nin sonunu hazırlayan, senin sadece bu alıntıda değil de yazı boyunca bahsettiğin, yönetimin onu sağladığı ortam oldu. Skibbe'nin sonu, Galatasaray'ın tüm uzun vadeli umutlarının da sonu oldu aslında ama bu sonun sorumluları bunun hâlâ farkında değiller, ya da öyle gösteriyorlar. Umarım Skibbe'ye verilmeyen fırsat Schuster'e verilir de, tökezlemelerle geçecek bir dönemin ardından birbirini iyi tanıyacak Schuster - Galatasaray ikilisi, birlikte güzel yerlere ulaşabilir. Olmaz tabii. Adnan Polat ne dedi daha geçen gün? "Galatasaray, Şampiyonlar Ligi de dahil, katıldığımız her organizasyonda kupa almadığı sürece başarısızdır." Bunu diyen "Yarımız olamayacak bir takıma elendik." de dedi. Skibbe ise "Lig üçüncüsüne karşı deplasmanda alınan beraberlik, başarıdır." deyince, "Biri şu Alman'a Galatasaray'ın büyüklüğünü anlatsın." dedi ülkedeki tüm futbol ulemaları! Şimdi kim teknik direktör? Lig sonuncusuna 2-0 yenildikten sonra "Onlar daha çok istedi." diyen biri! Seneye kim gelecek? "Barcelona'yı yenmemiz imkansız." diyen biri! Bunlar çok önemli ayrıntılar aslında. Geleceğe dair birçok ipucu gizli cümlelerde.

Skibbe'nin üçlü defansı kesemediği bir oyuncusu nedeniyle tercih etmesini her ne kadar bir ihtimal olarak göstersen de, müdahele etmeden geçemedim. Muhtemelen öyle değil. O üçlü defans, sakat oyuncuların çokluğu sonucunda alınan tek maçlık bir önlem paketiydi ve başarılı oldu. Skibbe'nin henüz olgunlaşma fırsatı bulamamış sistemi ise başarısız sonuçlar vermeye başlamıştı, çünkü daha zamanı vardı, sabır istiyordu. Ama Galatasaray'ın sabrı yoktu. Galatasaray'ı yönetenler ve hatta taraftarı, basınıyla tüm Galatasaray camiası tek maçlık başarılar istiyordu. Tüm sezona yayılmış tek maçlık başarılar! Skibbe, en azından içinde bulunduğu zorlu dönemi geçiştirerek, kredisini arttırmak zorundaydı gitmemek için. Bunun için sisteminden de taviz vermek zorunda kaldı, ki tek büyük hatası da budur bana göre. Sonra arkasından teneke çalınırken, Kocaelispor maçındaki 3-5-2 taktiğinin destekleyici bir argüman olarak kullanılması, bu açıdan yüzümde hüzünlü bir gülümseme yaratıyor.

Lincoln mevzuu...

Lincolnsuz kazanabilseydiniz "hadi len" deme hakkina sahiptiniz ve fakat onun yoklugunda yoklari oynadi takim.. Eskisehir'e iki macta da lincolnsuz cikip fark yiyorsunuz.. On kisi yenemiyorsunuz.. Oynamadigi maclarda durum yüzde doksan degisiyor.Bu kez hiç uzatmadan kısa yoldan konuşacağım. Lincoln konusunda söylediklerine tümüyle katılıyorum zaten. Sadece tek yönlü yaklaşmamak için, Lincoln'ün o iki Eskişehirspor maçında ve bununla beraber diğer bazı maçlarda da neden oynamadığı sorgulanmalı elbette. Ama o sorgunun sonucunda yine tek suçlu Lincoln çıkmayacaktır. Uzatmıyorum. Son günlerin moda tabiriyle, "Biz Lincoln'ü bilerek aldık." deyip geçiyorum.

Velhasil bizim futbolu yöneten kesim aslinda basindir. En cok da basin futbolu elestirir.. "Bizde maalasef böyle" der iken bizde kismini bizzat insa edenin kendisi oldugunu görmez..Yine çok kısa. Pazartesi akşamı, Eray Sözen mesaj attı telefonuma. Sergen, "Bizde hiçbir şey gizli kalmıyor ki. Soyunma odasında ne konuşuluyorsa, ertesi gün gazetelerden öğreniyoruz!" gibi bir eleştiride bulunmuş Sergen Yalçın, Küçük Hakan'la yaptıkları programda. Üstüne ne söylenebilir ki?

Cok sevdigim, Getafeli kiralik oyuncular ile büyük basari kazanmis Schuster gelse de bu yönetim ve zihniyet var iken cok da bir sey beklemiyorum..Ve acı son... Üstüne bir bu kadar daha konuşulabilir.

***

Bu kadar yazmışken Mehmet Demirkol'a değinmeden olmaz. Hele ki "Yenilsen De Yensen De" programında kendisi için pozitif şeyler söylemişken. (Bu vesileyle teşekkür ederim programla ilgili olumlu eleştirilerin için.) Orada işin ayrıntısına girmeye vakit bulamıyoruz maalesef. Belki ilerleyen dönemlerde daha geniş vaktimiz olur, daha rahat konuşuruz. Söyleyecek birçok şey yarım kalıyor. Misal Galatasaray'ın medyada ikinci planda yer almasını eleştirirken, "Biz konuşuyoruz ama Beşiktaşlılar ne yapsın?"ı da konuşmak isterdim, ama süre kısıtlı işte. (Anadolu takımlarını katmıyorum, o yöndeki eleştirilere de katılmıyorum zaten.) Mehmet Demirkol konusu da böyle. Ben senin kadar ayrıntılı takip etmiyorum ve farkında değilim, pek az spor programı seyrediyorum (biri Spor Servisi'dir) ama Mehmet Demirkol'un Lincoln - Emre çelişkisi başta olmak üzere bazı konularda objektifliğini kaybettiğini ben de görüyorum. Konuyla ilgili yazdıklarının tamamına katıldığımı söylemek isterim. Henüz izlemedim, az sonra izleyeceğim ama Mehmet Demirkol'un cevabı "Arkadaşımız biraz fanatik yapmış" gibi sanki küçümseyici bir tavırla verilmiş ise gerçekten, büyük hayal kırıklığına uğrarım. Bizim "Yenilsen De Yensen De" dışında, Küçük Hakan, Sergen, Rıdvan gibi isimlerin de içinde bulunduğu ortak bir program yapma ihtimalimiz vardı bir ara ve ben bunu hiç istemiyordum. Çünkü en ufak bir fikir ayrılığında, Küçük Hakan zihniyetinin "Şimdi genç arkadaşlarımız, işin içinde olmadıkları için..." ile başlayacak cümleler kuracaklarına emindim. Eğer Mehmet Demirkol da bu minvalde cevap verdiyse hayal kırıklığına uğrarım. Çünkü Mehmet Demirkol, kaliteli bir insan. Yorumlarda çok sert eleştiriler de gelmiş ama ben şöyle oturup karşılıklı futbol konuşmak isterim, öğreneceğim de çok şey olacaktır. Dediğim gibi, az sonra izleyeceğim, umarım bu yerinde eleştirilere programla ilgili duyduklarımdan çıkardığım şekilde bir cevap vermemiştir.

Son olarak...

Yazıya Sade'nin yaptığı yorum, çok önemli. İlk paragrafta, medyanın niye bu hâlde olduğu ve niye böyle de devam etmek zorunda olduğu çok net bir şekilde özetlenmiş. Böyle gelmiş, böyle de gidecek. Kesin, net.

Ama madem bu iş blog - medya çekişmesi gibi bir eksene oturmaya başlamış durumda, aynı yorumun üçüncü paragrafından yola çıkarak da bir özeleştiri yapmak isterim. Bu kadar medya eleştirisi yapmışken, ki hemen hepsi haklı eleştiriler bana göre, kendimize de değinmeden geçmeyelim. Ne diyor Sade'nin yorumu?

"Diğer etkenlerde mutlaka var ancak futbolu içine alan endüstriyellik sporseverler için en büyük ve dişli rakiptirlerdendir. Yazar yazısı yazmadan önce ve yazarken; eleştirilerimi hangi olaya ve hangi kişilere yönlendireyim, popüler başlıklar hangileri olabilir, prim yapacak yazılar hangileridir, popüler konular hangisidir, gibi düşünmeye itilmektedirler."

Sade, bunu medya için söylüyor ama ben de bloglara uyarlamadan edemiyorum. Gitgide yükselen, yavaş yavaş hak ettiği yeri bulmaya başlayan bloglar için en büyük tehlike de bu düşünce tarzıdır bana göre. Yazılarını reyting kaygısıyla şekillendiren bloglar, aslında kendi sonlarını da hazırlayacaklar diye korkuyorum. Çünkü blog denen mecranın bir numaralı ayırt edici özelliği samimiyet. Ondan uzaklaşmak demek, alternatif bir mecra olmaktan çıkmak demek. Tıpkı Sivasspor gibi. Geçtiğimiz sene bir dönem neredeyse hepimiz Sivasspor'un başarısını istedik. Neden? Çünkü alternatiflerdi. Ya da öyle sanıyorduk. Şimdi gördük ki hepsi bir yanılsamaymış. Sivasspor, şampiyon olursa 5. bir Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ya da Trabzonspor olacaksa, neden Sivasspor şampiyon olsun ki? Bilmem, anlatabildim mi...

(Ben de, varsa imlâ hataları için özür dilerim. Tekrar okuyup kontrol edemeyecek kadar yoruldum, özellikle yazının önemli bölümünü tekrar yazmak zorunda kalınca. Tam yollarken, "Blogger şu anda kullanılamıyor. Hizmetteki bu aksaklık için özür dileriz." uyarısı geldi bu kez, planlanmış hizmet dışı kalma zamanı imiş, bu parantezi de baştan yazmak zorunda kaldım. Şu yorum bir sağ salim ulaşsın, çıkıp balkona huzurlu bir sigara yakacağım. :])

Sevgiler, saygılar;
Ata

Borges dedi ki...

Sevgili Atakan;

Dün gece saat 5'e kadar mailleri cevapladim, cok yoruldum artik ne yorum ne de post atacak durumdayim ki hepsini iceren bir post daha atip bu gündemi kapatmayi düsünüyorum. Ama o kadar uzun ve detayli yazmissin ki bir sey demeden gecistirmek istemedim. Tek tek hepsini okudum.. Senin nezinde Bülent Korkmaz celiskisini de aciklayayim.

Ben bugüne kadar Bülent Korkmaz'in yaptigi futbola dair acilimlari begenmiyorum. Yalniz yasim yeterince var, 20 yildir futbol takip ederim. Cok basarisiz hocanin cok basarili yola girebildigini gördüm. Daha da önemlisi eski uzun bir yazida da belirttigim gibi yönetimin kimligi ve niteligi teknik adamin kapasitesinden cok cok daha önemli oldugunu belirttim. bayern Münih her sene sampiyon adayiysa bu daha cok Hoeness ve isbilir yönetiminden kaynaklidir. Lyon onca teknik adami gönderir ve yine Sampiyon oluyorsa keza Barca hep gönülllerin takimi oluyorsa bu biraz da yönetimin, istikrarin bir ciktisidir. Bu yönetim altinda Bülent Korkmaz gibi Galatasaray atesiyle yanip rüyalarina kavusan bir teknik adamin hata yapmasi cok olagandir..

Demirkol'ün savunmasina gelirsek..

Ben Bülent Korkmaz'in kalmasini düsünebilirim, daha geldiginde sonuc ne olursa olsun bir bucuk yili tamamlamalidir demisimdir. Misal bunu Ugur Meleke dile getirse adamin en büyük hayali bir takimla bes yil calismis bir teknik adam görmektir, anlasilir. Yalniz bunu Mehmet Demirkol dile getirirse ben ona iyi bakmam, en azindan kendi dogrusu olmadigini ve Galatasarayin gelecegi adina endiselenmedigini cok iyi biliyorum.. Lincoln'den olur baska baska nedenlerden olur, Galatasarayli görüstügü oyuncularin gözünden bakar.. Velhasil niyeti baskadir bunu bilirim.

BIz basarisiz da olsa aslen teknik adamin da ötesinde bir sorunun oldugunu farkindayiz ve o sorun hallolursa pek tabi Bülent Korkmaz da bir iki deneme-yanilma yöntemiyle dogruya ulasacaktir.. Bunu diyoruz.. Son iki macta da oynattigi futbol iyidir Kewell'i 92.dakikada almasi ise benim elestirebilecegim bir durum degildir. Galatasaray tam kadro oldugu vakit tüm yildizlarini sahaya koydugunda bir defansif zaafiyet sorunu ya da Orta saha düsüklügü oluyor.. Bunun olurunu henüz kimse bulamadi, üclü defans da buna benzer cözümlerden biriydi. Kewell'i alacaksiniz ya da defansdan birisini orta sahaya koyacaksiniz ya da en oluru tek forvet..

Üclü defansi kesemedigi oyuncusu nedeniyle oynattigi görüsü bir ihtimaller paketinden sadece birisidir. Alman Teknik adamlarin türkiyede yasadiklari tecrübeleri okurken buna benzer cok olayla karsilastim . Baska acidan kendisini sahiplenen oyunculara karsi caresiz kalmistir ve bunun da secim asamasinda mutlaka sahaya yansimasi olacaktir, o veya bu sekilde. Zira yönetim teknik adami gücsüz birakmistir, elini-kolunu baglamistir, kendi kuyusunu kazmistir.. Düsman kesilmistir ama o düsmanin yönettigi takim Galatasaraydir ve bunlkarin farkinda olamamislardir maalasef..

Yorumun icin tesekkürler ve bana Borges,Orhan gibi nasil istersen o sekilde hitap edebilirsin..

Yensen de yenilsen de programinda söylenilenler bugüne kadar herhangi bir yerde söylenilmemistir, bu cok ilginc.. Ve benim umudum sizin bir gün basinin bir yerlerinde Galatasaray adina yorumlarda bulunup klubun sekillenmesinde etkin rol oynaminizdir. Eray'in, Senin, Ugur'un,Arvo'nun ve hatta orada bulunan diger arkadaslarin dahi toplamda nitelik acisindan birbirlerinden farki yoktu, süperdir.. umuyorum sadece daha iyi bir yerlerde olunacagini.. daha sesli, daha gür bir sekilde...

Sade'nin söylediklerine katiliyorum yalniz en azindan birileri o yapmacikligi, o bilincli atilmis adimlari görebiliyor, bunlarin farkinda olsunlar istedim ben sadece, hepsi budur.. Ne olursa olsun bu yaziyi okumuslarsa da bileceklerdir ki; Bes yil sonra bu yapilan yorumlarin faturasi onlarin önüne koyulabilecektir.. Hepsi budur.

Hanzele dedi ki...

sadece tebrik etmek sitedim hem yazarı hem de yorumlayanları. saçma yazmayı bilmeyen gazete yazarcıklarından sonra sizler ilaç gibi geliyorsunuz.

GScesc04 dedi ki...

Tebrikler.Yazılarn ızın devamını beklerim

keyhude dedi ki...

tek kelimeyle; abartiyosun. :)